Hangi hastalıklar oruçla artıyor ?
Safra kesesi taşı olan hastaların özellikle iftarda ve sahurda dikkat etmesi gerekiyor Op.Dr. Nejat Gülgör, “Yemeklerin sindirimi için safra gereklidir. Yemek sonrası safra kesesi kasılır ve içindeki safra on iki parmak bağırsağına püskürtülerek gıdalar safra ile bulaştırılır ve sindirim kolaylaşır. Safra kesesi taşı gibi problemi olan kişilerde, iftarla başlayan ani gıda alımı ile safra kesesinde kasılmalarla şiddetli ağrıya yol açabilecektir. Bu özelikle, yağlı gıdalar, yumurta çikolata ve çerez ile daha da belirgin olabilir”

Beslenme düzeninin bozulması ve az su tüketimi sonucu kabızlık olabileceğini, böyle bir durumda hemoroidal hastalıkların artabileceğini söyleyen Op.Dr. Gülgör, “Bunlardan korunmak için bol su içilmeli, baharatlı yiyecekler tüketilmemeli, çay-kahve içilmemeli, aşırı sıcak ortamlardan kaçınmalı ve bol posalı- lifli gıdalar alınmalı, uzun süre ayakta kalınmamalı veya oturulmamalı, tuvalette aşırı ıkınmamalı”

REFLÜ HASTALARI, İFTAR VE SAHUR SONRASI DİKKAT

İftarda midenin aşırı doldurulmasından sonra uzanmanın reflüyü arttıracağını kaydeden Gülgör, bundan korunmak için az yenmesi ve yemekten sonra en az 3-4 saat yatmamak gerektiğini ifade etti. Gülgör, yatış esnasında yüksek yastık kullanmanın faydalı olabileceğini ayrıca yağlı ve salçalı gıdaların, çikolata, nane, soğan, sarımsak, limon suyu, krema ve soslar, kahve, sigara, asitli ve gazlı içeceklerin de reflüyü arttıracağının unutulmaması gerekiyor .

ORUÇ ÜLSER ŞİKAYETLERİNİ ARTTIRIR

Orucun ülser şikayetlerini de artırabileceğine dikkat çeken Op.Dr. Gülgör, şöyle devam etti:

“Özelikle on iki parmak bağırsak ülserinde, açlık ağrıları, gece uykudan uyandıran ağrılar, yanma ve sırta vuran ağrılar olabilir. Açlık ülser ağrılarını arttırır. Bir şeyler yiyip içmek ağrıyı azaltır. Ramazan ayında ülser şikayetlerinde belirginleşme, ülserin kanama ya da delinmesi gibi komplikasyonlara daha sık rastlanır. Bu nedenle endoskopide ülser saptadığımız hastalarımıza oruç tutmamalarını öneriyoruz. Ayrıca sık ara öğünlerle beslenmelerini, ağrı kesici gibi ilaçlar almamalarını, kola türü asitli gıdalar tüketmemelerini, sigara içmemelerini öneriyoruz.”

Bilgilendirme  için Mesaj atabilirsiniz 


Kolonoskopi öncesi hazırlık nasıldır?
Kolonoskopi işleminden öncesi ideal olan işlemden 3 gün önce posalı gıda alımının kesilmesidir. İşlemin gerçekleştirilmesi acele ise, en azından son gün kesinlikle posalı gıda alınmamalıdır.
Posalı gıda nelerdir? Tüm sebze ve meyve ve salatalar... (YENİLMEMELİDİR)

Neler yenilebilir? Et ve balık, yumurta, bal, süt, pekmez, posasız çorbalar...(YENİLEBİLİR)

İşlemden bir gece önce saat 19:00'da akşam yemeği tarif edildiği şekilde posasız gıdalarla tamamlanır ve bir daha yemek yenilmez. Saat 20:00'de X-M solüsyon 250 ml bir şişe yavaş yavaş içilerek bitirilir. İçimini kolaylaştırmak için ihtiyaç halinde, bu ilaçları su veya meyve suyuna da karıştırarak içebilirsiniz. Saat 21:00 aynı şekilde X-M solüsyon 250 ml bir şişe daha bitirilir. Eğer bulantı olursa daha yavaş içebilirsiniz. İlacı içtikten kısa bir süre kusarsanız ilacı tekrar almanız gerekebilir.  Bu ilaçlar sizi ishal yapacaktır. İşlem saatinden 4 saat öncesine kadar su, meyve suyu, ıhlamur, açık çay gibi posasız içecekleri içebilirsiniz ve susuz kalmamanız için önemli de olabilir. Özellikle yaşlı hastaların susuz kalması önemli problem oluşturabilir. Aşırı susuz kalan riskli hastaların gerekirse hastaneye başvurarak IV (damardan) sıvı desteği gerekebilir.

  • DM (Şeker hastalığı) olanların X-M diyet 250 ml kullanması önerilir.
  • Barsak tıkanıklığı şüphesi olanlarda bu ilaçların kullanımı sakıncalı olabileceği için bu gibi durumlarda mutlaka doktorunuza başvurunuz.
  • Kalp hastalıkları (yetmezlik, koroner arter hastalığı, DM (şeker hastalığı), hipertansiyon... gibi hastalıklar antikoagülan (kan sulandırıcı), SSS ilaçları... gibi ilaç kullanımı olanların mutlaka önceden endoskopi ekibine bildirilmesi gerekmektedir.
  • Aspirin, coumadin, ticlocard... gibi antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçların tercihan 4-7 gün önce kesilmesi gerekmektedir. Mutlaka kan sulandırıcı alması gerekenlerde, gerekirse düşük molekül ağırlıklı heparinlere geçilerek işleme alınabilir. Acil durumlarda bu ilaçların kullanımı esnasında da "riskler kabul edilerek" inceleme yapılabilir.
  • Randevunuzun iptali durumunda, yukarıdaki telefon numarasına önceden bilgi vermeniz, sizden sonraki geç saate randevusu olan ve aç bekleyen hastalarımızın haklarının gasp edilmemesi adına önemlidir.

Endoskopi Nedir ?
Endoskopi: Üst GİS

1- (Gastroskopi) ( Üst GİS Endoskopi) Özofagogastroduodenoskopi:

Özofagus (yemek borusu, mide ve duodenum (on iki parmak bağırsağı)’nun incelenmesi işlemidir. Video endoskopi yöntemiyle işlem gerçekleştirilmektedir. Hastanın konforu ve işlemi hatırlamaması için sedasyon anestezisi ile işlem gerçekleştirilmektedir. İşlem öncesi hastanın 8-12 saat süre ile aç olması, işleme engel bir hastalığının bulunmaması gereklidir. Herhangi bir ciddi engel yok ise; hastanın kullandığı aspirin gibi anti koagülan ilaçlar bir hafta önceden kesilmelidir. İşlem esnasında hastalıklı alanlardan veya helikobakter pilori incelemesi için örnek almak mümkündür.
Kimlere üst GİS endoskopi yapılır?
Disfaji (yutma güçlükleri, odinofaji (ağrılı yutma), retrosternal (göğüs kemiği arkasında) ağrı, mide yanması, üst karın ağrıları, bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı, anemi (kansızlık), ülser ve kanser gibi hastalıkların teşhisi ve tedavinin takibinde, çöliak hastalığı şüphesinde, açıklanamayan öksürük, portal hipertansiyon, siroz, Barrett, üst GİS kanama odağının tespiti ve kanamanın durdurulması, yutulan yabancı cisimlerin çıkarılması için, yemek borusu darlık veya tümörlerinde stent yerleştirmek için...

Endoskopi: Alt GİS


2-Rektosigmoidoskopi:

Kalın bağırsağın son kısımlarının (rektum ve sigmoid kolon) incelenmesi işlemidir. Sedasyon anestezisi uyguladığımız için 5 saat kadar açlık olması gereklidir. İşlemden önce, hemşire hanım tarafından ardaşık iki lavman uygulanmaktadır. Dışkılama sonrası işlem gerçekleştirilir.

3-Kolonoskopi:

Kolonun (kalın bağırsağın) tamamının incelenmesi işlemidir. İdeal olan son 3 gün posasız beslenmedir. Son gece müshil kullanılır ve işlemden önce lavman işlemi uygulanır.
Endoskopi Kimlere Uygulanır ?
Kimlere alt GİS endoskopi yapılır?
Kanamaların teşhis ve tedavisinde, kansızlık (anemi)olan hastalarda, poliplerin saptanması ve çıkarılması ve takibinde, akrabalarında kolon kanseri öyküsü bulunanlar, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, kabızlık veya kronik ishaller, karın alt kadranlarda açıklanamayan ağrı, 50 yaş üstünde tarama amaçlı.

Perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) nedir? Kimlere yapılır?

PEG lokal anestezi ve/veya Sedasyon anestezisi ile yapılabilir. Mutipl Skleroz (MS), Alzheimer, felçli hastalar, travma veya tümöre bağlı ağızdan beslenmesini uzun süreli sağlamayacak kişilerde uygulanır. Hastaya ameliyatsız olarak, endoskopik yöntemle mideye beslenme tüpü yerleştirilmesi işlemidir. Hasta böylece burnundan son derece rahatsızlık veren ve solunum sistemini bozan nazogastrik sondaya ihtiyaç duymaksızın beslenebilir. İşlem 10-15 dakika gibi bir sürede gerçekleştirilmektedir.

Buji dilatasyonu kimlere yapılır?

Yemek borusunda tümör, kostik madde alımı sonrası gibi nedenlerle oluşan hastalıklarda seanslar halinde, bujiler ile genişletme işlemi yapılabilir. Tümöre bağlı olan darlıklarda, tıkanıklığı devamlı açık tutmak için stent yerleştirilebilir.
Reflü Nedir ? Belirtileri Nelerdir ?
Reflü’nün kelime anlamı “geriye doğru kaçmak”tır. “Gastroözofageal reflü” yü mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlayabiliriz. Burada yemek borusuna kaçan mide içindeki muhteviyat asit olabildiği gibi, bazen de on iki parmak barsağından mide içine ve buradan da yemek borusuna kaçan safra ve pankreas sıvıları olabilir.Bu kaçak belli bir sürenin ve miktarın üstünde olunca ciddi problemlere neden olarak önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.
Reflü hastalığı günümüzde .en sık rastlanılan sindirim sistemi hastalığıdır. Reflü bebeklerde bile olabilmektedir. Fakat en sık 30 -40 yaş grubunda ortaya çıkmaktadır. Bebeklerdeki reflü , sıklıkla bebeğin gelişimi ile birlikte ileri tedavi gerektirmeksizin ve sıklıkla 2 yaşına kadar kendiliğinden düzelir. Düzelmediği ve ciddi sağlık problemlerine yol açtığında ilaç tedavileri dahil, ameliyat dahi gerektirecek tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir. Bunun yanı sıra  hamilelerin üçte ikisinde de reflü şikayetleri görülebilir ve hamileliğin sonlarına doğru şikayetler artabilir. Doğum sonrası reflü sıklıkla kendiliğinden geçer.
Reflüde  görülebilen yakınmalar, ağıza acı su gelmesi, göğüste yanma ,göğüs ağrısı, ses kısıklığı, sık farenjit, astım, kronik öksürük, ağız kokusu  şeklinde olabilir.
Yenilen yemeğin geriye doğru kaçması, göğüste yanma veya ağrı hissine yol açabilir ki bu durum en çok kalp hastalıkları ile karışabilir. Yemekten sonra yatıldığında veya öne eğilindiğinde geriye kaçış  ve göğüste yanma daha belirgindir.

Reflü tanısının konulmasında ilk basamak hastanın şikayetleridir. Ağıza acı su gelen ve tipik yanma şikayetleri olan bir hasta asit baskılayıcı ilaçlardan da yarar gördüğünü söylemekte ise büyük olasılıkla sorun reflüdür.

Tanıda ilk yapılması gereken tetkik endoskopidir. Endoskopi’de yemek borusunda asit tahrişine başlı bulgular görülebileceği gibi, reflüye neden olabilecek bir mide fıtığı da teşhis edilebilir.Endoskopi, ayrıca  kanser için risk oluşturan “Barrett mukozası” varlığını saptanmasına ve buradan teşhis için parça alınmasına olanak sağlar.  Ayrıca reflü ile karışabilecek, gastrit, ülser veya kanser gibi hastalıkların ayırt edilmesini sağlar.  Yemek borusunda herhangi bir tahriş olmadan da reflü olabilir. Böyle bir durumda reflü’nün ayırt edilmesinde, yemek borusununa kaçan asitin gösterilmesi(yemek borusunun  24 saatlik asit ölçümü), kaçan muhteviyatın katı, sıvı, gaz olmasının saptanması(empedans ölçümleri) veya safralı sıvının kaçışının gösterilmesi (bilitech)gibi yöntemlere başvurulur.
Reflü hastalığı tedavi edilmediği zaman yemek borusunun sürekli hasarlanmasına bağlı, yemek borusunun kasılmasında sorunlar oluşturarak,  özellikle katı gıdalara karşı yutkunma güçlüğüne yol açabilir. Bu olay kronikleştiğinde, yemek borusu kısalabilir.Bu durum kapalı ameliyat şansını da yitiren hasta grubudur.
En çok korkulan komplikasyon ise ; sürekli tahriş sonarsında yemek borusu alt ucunda kanser gelişimidir. Yemek borusunun alt ucunda “Barrett” diye adlandırılan bir mukoza farklılaşması  gelişmiş ise  kanser oluşma riski  ortalama olarak 100 kat artmaktadır. Barrett  saptandığında reflü cerrahi olarak tedavi  edilmelidir.

Reflü tedavisi, bir takım önlemler ve ilaç tedavisi, veya cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Yeni geliştirilmeye çalışılan diğer bazı yöntemlerin ise henüz yeterli bir etkinliği ispatlanmamıştır.

 

Reflü hastalığında alınabilecek bir takım önlemleri sıralayacak olursak:

  •  
    • Yemekten sonra 3-4 saat süre ile yatmamak ve yatağın başını yükseltmek,
    • Öne doğru çok fala eğilmemek,
    • Alkol, bira, kola, veya maden suyu gibi gazlı içeceklerin alımını tamamen kesmek,
    • Nane, soğan, sarımsak, çikolata gibi gıdaların alımından kaçınmak ve baharatlı veya kızartma tarzında yiyecekler tüketmemek,
    • Şişmanlık var ise kilo vermek,
    • Sıkı pantolon giymemek ve sıkı kemer kullanımından kaçınmak,
    • Portakal, limon gibi asitli meyvelerden kaçınmak,
  • Önlemlere ek olarak,  ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Asit gidericiler, mukoza yüzeyini kaplayarak etki eden koruyucu ilaçlar ve asit salgılanmasını engelleyen etkili bazı ilaçlar kullanılmaktadır.
    Önlemlere ve ilaçlara karşın rahatlayamayan ya da hayat boyunca bunları uygulamak istemeyip daha çabuk kesin sonuç isteyen hastalarda ise anti-reflü cerrahi yapılması en uygun yöntemdir. 8 – 12 haftalık ilaç tedavisi ve bir dizi diyet ve sosyal yaşam önlemi sonrasında rahatlayamayan ve reflü şikayetleri devam eden hastalarda ameliyat önermek gerekmektedir. Anti-reflü cerrahisi hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmak ve ilaçsız bir yaşam için önerilmeli ve uygulanmalıdır. Ameliyatın başarı şansı ortalama olarak %90-95 civarındadır.
    Cerrahi müdahale olarak  “laparaskopik (kapalı) reflü ameliyatı” günümüzde kabul gören en iyi yöntemdir.  Herhangi bir sorun çıkmadığı takdirde ameliyat sonrası, 8 saat sonra hasta, sıvı  gıdaların alınımına başlayabilmekte ve yine ameliyatan sonraki 18-24 saat içinde taburcu olabilmektedir.
    Ameliyattan sonra en çok görülen istenmeyen durum ise, büyük çoğunlukla geçici olan ve daha çok katı gıdalara karşı oluşabilen yutma güçlüğüdür. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında, genellikle ortalama olarak 1 ayda kendiliğinden düzelmektedir.

Tırnak batması nasıl olur ?


Tırnak Batması Nedir?

Tırnak batması genellikle başparmakta oluşur. Tırnak büyürken, tırnağı yanlış kesmek, dar ayakkabı giymek veya şişmanlık, tırnak yaralanmaları, mantar hastalıkları gibi bazı etmenlerle birleşince derinin içine doğru batma eğilimi gösterir. Bu şekilde tırnak dokunun içine gömülür. Tırnak normalde ileriye öne doğru büyür. Yana doğru büyür ise deriye batar ve problem çıkarır. Ağrı, kızarıklık, şişme akıntı olabilir. Ayakkabı giymek ve yürümek güçleşebilir. Şeker hastalarında daha şiddetli iltihap oluşabilir.

 

 Tırnak batmasından korunmak için önlemler nelerdir?

A tırnaklarını yuvarlamadan-düz kesmek gerekir. Çok kısa kesmemelidir. Fazla dar ve sivri burun ayakkabı giymemek gerekir. Mantar enfeksiyonlarından korunmak için ayakları ıslak bırakmamak gerekir. Bazen dikkat ediyorum. Abdest alan kişiler, ayaklarını kurulamadan hemen ıslak çoraplarını giyiyorlar. Böylece mantar oluşumuna davetiye çıkarıyorlar. Mantar tırnağı şekil bozukluğu ve kalınlaşmasına neden olarak batmalara ve ağrıya yol açabilmektedir. Spor ayağa uyan spor ayakkabılar tercih edilmelidir.

 

Tırnak Batması Nasıl Tedavi Edilir?

Çok uzun süreden beri olamayan tırnak batmalarında tırnağa günde birkaç kez uygulanan antiseptiklerle tırnağın batan kısmının temizlenmesi, antibiyotikli krem uygulamaları veya enfeksiyon varlığında ağızdan antibiyotik uygulanması önerilir. Batan kısmı yumuşak bir pamuk veya gazlı bez ile havaya kaldırmak veya bunun için geliştirilmiş tırnak teli kullanılabilir. Tırnak telleri, tırnağın her iki kenarını yukarı kaldırarak batmayı engeller. 3-4 hafta kadar tutulabilir. .

Kronik ve basit tedaviler ile düzelmeyen durumlarda, tırnağın batan kısmının kısmen, tırnak yatağı ve anormal şiş dokunun birlikte kesilerek alınması ve tırnak kökünün kazınması, uygun bir işlemdir. Sonrası uygulanan iki-üç dikiş  konulur ve dikişler 10 gün sonra alınır. Bu işlem sonrası tırnak daha dar çıkar. Çok aşırı bir şiddetli ağrı olmaz. Başarı  % 95 civarındadır. İşlem uygulandıktan sonra 3-4 gün istirahat gerekebilir. İşlem parmak köküne uygulanan lokal anestezi ile uygulanabileceği gibi, çok korkan hastalarda hafif bir uyumayı takiben lokal anestezi uygulanabilir.

Batan kısmı keserek kendi kendine düzeltmeye çalışmak, çoğu kez daha çok batmaya sebep olur. Pedikürde kronik vakalarda faydasızdır.  Tırnağın tamamen çekilmesi durumunda tekrar riski daha yüksektir. Tırnağın yeniden çıkması 2-3 ay sürer. Neredeyse  % 50 tekrarlar.  Mantara bağlı, tırnağın aşırı deforme olan batmalarında, tamamının çekilmesini tercih etmekteyiz.




bilgi  almak için   mail  atabilirsiniz    
Kıl dönmesi ameliyatı ve tedavi yöntemleri nasıl olur?

Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi) Hastalığı ve Ameliyatı

            Günümüzde pilonidal sinüsün daha çok edinsel (sonradan kazanılan) olduğu kabul görmektedir. Kuyruk sokumunda delikler, sivilce gibi oluşumlar, apse ile kendini gösterebildiği gibi uzun zaman belirti vermeden de bulunabilir. En sık kuyruk sokumu bölgesinde karşılaşılmakla beraber, göbekte ve kasık bölgelerinde de sık oranda görülmektedir. Daha çok erkeklerde olmakal beraber, kadınlarda kasık bölgesinde daha sık görmekteyiz. Kılların cilt altına geçmesine yol açan bazı nedenleri sıralayacak olursak; Vücüdun aşırı kıllı olması, uzun süre oturma, sık banyo yapamama, kuyruk sokumu dar ve derin olan kişiler, şişman olan kişiler biraz daha fazla risk altındadır.

            Kuyruk sokumundaki hastalık için; basit olgularda lokal anestezi ile kılların temizliği ve küretajını takiben "kristalize fenol" uygulanması yöntemini önermekteyiz. Nüks ihtimali biraz daha fazla olmakla birlikte, lokal anestezi ile yapılabilmesi, hastanede yatmayı gerektirmemesi, günlük aktiviteyi etkilememesi işelmin avantajlarıdır. Komplike olan flapli ameliyatı tercih ediyoruz. Kullandığımız flap yöntemi, dünyada da en çok kabul gören flap olan “Rhomboid eksizyon ve Limberg flap yöntemidir. Baklava dilimi şeklinde doku çıkarılarak, sağ kalçadan buraya flap çevrilir. Herhangi bir komplikasyon çıkmadığı takdirde, pansuman ihtiyacı olmaz. Yaklaşık 10 gün sonra dikişler alınır. Oldukça ağrısızdır. Nüks oranları %4-5 civarındadır.

Göbekte yerleşen hastalıkta kılların temizlenmesini takiben "gümüş nitrat" ile yakma işlemini uyguluyoruz.

Gastroskopi öncesi hazırlık nasıldır?
İşlem öncesi en az 8-10 saatlik açlık gerekmektedir. İdeal olan bir önceki akşam yemeğin normal yenildikten sonra aç kalmaktır. İşlemden 5 saat öncesine kadar su, meyve suyu, ıhlamur, açık çay gibi berrak sıvılar alınabilir.
Lazer ile hemoroid (bağsur) tedavisi yapıyormusunuz?
Hemoroidal hastalıkta (bağsur) laser kullanılıyor mu?

Bir çok lazer çeşidi vardır. Eski yıllarda hemoroidal hastalıkta (bağsur) lazer kullanıldığında gerek maliyetin çok yüksekliği, gerek ise lazer ile tedavi sonrasında  enfeksiyon riskleri yüksek olduğu içi tercih edilmemekteydi. Son yıllarda çeitli alanlarda kullanılan "diot laser" teknolojisi hemoroidal hastalık tedavisinde dekullanılmaya başlanıldı. Bunun için özel uçlar geliştirildi ve hemoroid pakelerini, laser enerjisi ile içeriden kurutma imkanı sağlandı.

Avantajları nelerdir?

Öncelikle diğer yöntemlere göre oldukça  ağrısızdır. Bir çok hastamız evine gittiğinde hiç ağrı kesici ihtiyacı duymadığını belirtmektedir. Ayrıca kanama ile gelen hastalarımızda müdahale sonrası kanama hızlı bir şekilde kaybolmaktadır. Hastalarımız müdahaleden sonra aynı gün evine gidebilmektedir. Daha erken işlerine dönebilmektedir. Ayrıca perianal fistüllerin tedavisinde de uygulanabilmektedir.

Bilgi için arayınız
Ülser oluşumunun önemli nedenleri
Günümüzde peptik ülser oluşumunda ve ülserlerin tekrarlamasında en önemli neden Helikobakter Pilori(HP) ve aspirin veya benzeri diğer NSAI ilaçlardır.
  • Helikobakter Pilori, duodenum (oniki parmak barsağı) ülseri olan hastaların %80, gastrik (mide) ülserlerinin %60'ında bulunmaktadır. Bu nedenle HP (+) olan ülser hastalarında, HP'nin tedavisi ülser tekrarını önemli ölçüde azaltmaktadır.
  • NSAI ilaçlar (aspirin ve benzeri ağrı kesiciler) sonucu ülser gelişme riski %5-20 oranındadır. Özellikle daha önceden ülsere bağlı kanama öyküsü olanlar, yaşlılar, yüksek doz ilaç alımı ve beraberinde kortizon türü ilaçların kullanımı riski arttırır.
  • Sigara:Ülser iyileşmesini geciktirir ve takrarını arttırır.
  • Alkol: Daha az etkili olmakla birlikte
  • Çay-kahve: Asit salgılanmasını ve reflüyü arttırmakla birlikte ülser için önemli bir risk faktörü oluşturmadığı düşünülmektedir.
  • Biber ve Baharat: Aşırı miktarda alımı midede hasarlanmalara yol açar.
  • Stres:Ülsere neden olabileceği düşünülmektedir.
  • Genetik faktörler: Ülser hastalarının birinci derece yakunlarında ülser gelişme riski daha fazladır.
Sünnet Nedir ?
    Sünnet, erkeklerde penis başını örten ve koruyan üstderinin çıkarılması işlemidir. Dini veya kültürel gerekçelerle toplum tarafından erkeklere uygulanır. Sünnetin ilk olarak ne zaman ve ne gerekçe ile yapılmaya başlandığına dair kanıt yoktur.
        Özellikle hijyenik olmayan erkeklerde sünnetin AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile penis riskini azalttığı tespit edilmiştir. Sünnetin, penisin ısı hassasiyetini artırarak erken boşalma sorununu tetiklediği yönünde veriler bulunmakla beraber tam aksine haz barajını yükselterek erken boşalma sorunu tedavisinde etkili olduğu yönünde veriler de vardır.
         Sünnet Uzman hekimlerce yapılmalıdır. Steril malzeme kullanılmalıdır. Uygunsuz steril olmayan malzeme ile yapılan sünnetlerde yara enfeksiyonlarının yanısıra Hepatit, AIDS gibi hastalıklara yakalanması açısından risk oluşturmaktadır. Ayrıca ehil olmayan kişilerce yapılması sonucu hatalı kesim riski artmaktadır.
         Farklı düşünceler olmakla birlikte sünnetin doğumdan sonraki ilk bir yaşta veya 6 yaşından sonra yapılması tavsiye edilmektedir.
         Yöntem olarak klasik Cerrahi sünnetin iyileşme açısından daha iyi olduğu kabul edilmektedir.

Sünnet nedir?

            Türkçe anlamı olarak sünnet, erkeğin cinsel organındaki fazla derinin, kesilip ayrılması işlemidir. Arapça’da bunun karşılığı olan “hıtân” kelimesi, kadının cinsiyet organının üst kısmındaki derinin kesilerek yapılan sünnet işlemidir. “İzâr” hem erkek hem kadının, “hafd” ise yalnız kadının sünnet edilmesini belirtir. Araplarda Sünnetsiz olanlara “aklef” denir.

            Sünnetin tarihçesi

Sünnet, ilkel toplumlarda ve gelişmiş ülkelerde dinî-kültürel bir ritüel biçiminde uygulanmış, aynı zamanda tedavi edici ve hastalık önleyici yönüyle modern tıpta yer almıştır. Yahudierde, İslâm, Kıptî Hıristiyanlık’ta sünnet yer almakla birlikte tarih öncesi dönemlere ve farklı coğrafyalarda da sünnet yapılmıştır.  (Eski Mısır, Afrika, Amerika ve Pasifik). Eski Mısır’da MÖ 2400  yıllarında din adamı / yönetici sınıfı tarafından ergenlik ritüeli şeklinde uygulanmıştır. Buradan Mısır ve civarında yaşayan Sâmîler’e ve diğer topluluklara geçtiği ileri sürülmüştür. Tevrat’ta erkek çocukların sünnet edilmesi, Tanrı ile İbrâhim nesli arasında yapılan ahdin işareti, dolayısıyla bir tür dinî-etnik damga biçiminde sunulmakla birlikte İsrâiloğulları ve Mısırlılar dışında Sâmî soyuna mensup bulunan Edomlular, Ammonlular ve Moavlılar’ın da erkeklerini sünnet ettiklerine işaret eder. Araplar arasında İslâm’ın ortaya çıkışından önce de İsmâilî soydan gelmeleri sebebiyle sünnet uygulaması mevcuttu. Mûsâ’nın Midyanlı karısından ilk doğan oğullarını bizzat sünnet ettiğine dair bir diğer Tevrat pasajından hareketle, İbrâhim soyundan olan Midyanlılar’ın da buna âşina olduklarını söylemek mümkündür. Grek kültüründe bedenin mükemmel yapısını bozucu olarak görülen sünnet uygulaması Helenistik ve onu takip eden Roma dönemlerindeki baskıların yasaklaması sebebiyle gerileme gösterse de yahudilerin yanı sıra bazı hıristiyan grupları, Nabatîler (Araplar) ve Mısır’ın seçkin kesimi arasında devam etmiştir. Tevrat’ta yer alan bilgilere göre İbrâhim doksan dokuz yaşında iken sünnet emrini aldığında on üç yaşındaki oğlu İsmâil ve evin bütün diğer erkekleriyle birlikte kendisi de sünnet olmuş, daha sonra doğan oğlu İshak’ı aynı emrin gereği olarak sekiz günlük iken sünnet etmiştir.

            Kitâb-ı Mukaddes araştırmacılarına göre ise Filistin’e yerleşmeden önce İsrâiloğulları eski bir Sâmî âdeti olan ergen sünnetini devam ettirmiştir; uygulamanın yeni doğan çocukların sünnetine dönüşmesi daha sonraki dönemde gerçekleşmiştir.

            Hıristiyanlıkta Sünnet; İncillere bakıldığında sünnetin önemli bir yahudi âdeti olduğunu,  Îsâ’nın bu âdete uygun biçimde sekiz günlükken sünnet edildiğini ve uygulamayı reddetmediği bilgisi vardır. “Pavlus”, sünneti fizikî olmaktan ziyade mânevî bir durum (kalbin sünneti) diye tanımlamış ve yahudi soyundan olmayan hıristiyanların sünnet edilmesine şiddetle karşı çıkmıştır. Hıristiyan kimliğinin belirleyicisi olarak sünnetin yerine vaftiz uygulaması Yahudi şeriatına sâdık kalan ilk yahudi-hıristiyanlar arasında sünnet uygulaması devam etmiştir. Ortaçağ’da gizli bir yerde muhafaza edildiğine inanılan Îsâ’nın sünnet derisine büyük önem verilmesine, gerek Doğu gerekse Batı kiliselerinde Îsâ’nın sünnet edildiği gün (Jülyen takvimine göre 1 Ocak) kutsal bir gün diye kutlanmasına rağmen sünnet uygulaması yahudilerle bağlantısı sebebiyle Katolik dünyasında olumsuz bir içeriğe sahip olmuş ve 1442’de papalık tarafından resmen yasaklanmıştır. Günümüzde dinî bir âdet şeklinde sadece Mısır (Kıptî), Etiyopya ve Eritre’deki Ortodoks hıristiyanların yanı sıra bazı Afrika kiliselerinde uygulanmakta, fakat bilhassa cemaate yeni katılanlar için bir gereklilik olarak görülmemektedir.
            Sünnet Avustralya, Polinezya, Malinezya ve Amerika yerlileriyle çeşitli Afrika kabilelerinde eski Mısır toplumunda olduğu gibi çocukluktan yetişkinliğe geçiş  ve cemaate katılma töreni kapsamında yapılmaktadır.
            Kız sünneti; hatalı şekilde müslüman toplumlarla özdeşleştirilmekle birlikte gerçekte bu uygulama birçok müslüman ülkede bilinmez. Yaygın olduğu ülkelerde ise (Mısır ve Orta Afrika-bilhassa Etiyopya, Somali, Kenya, Nijerya ve Sudan) müslüman kesimde daha fazla rağbet görmekle beraber o bölgeye has bir âdet şeklindedir.  Güneydoğu Asya’daki (Malezya, Endonezya ve Singapur) varlığı ise doğrudan İslâm’ın etkisinden ziyade, bu uygulamanın yaygın olduğu bölgelerden göç eden müslümanların gittikleri yerlerde bunu kültürel bir âdet halinde devam ettirmelerinin sonucudur. Öte yandan kız sünneti uygulamasına Avustralya’nın bazı yerli kabileleriyle bir kısım Latin Amerika ülkelerinde (Brezilya, Meksika ve Peru) rastlanmaktadır.

             Günümüzde tıbbî gerekçeye dayalı kız sünneti onaylanmazken, erkek çocuk sünneti Amerika Birleşik Devletleri’nde belli hastalıkların (prostat ve rahim ağzı kanserleri, idrar yolları enfeksiyonu, HIV (AIDS)) önlenmesinde karşıt görüşlere rağmen hâlâ geçerli bir yöntemdir. Geçmiş dönemlerde çok daha yaygın olan erkek çocuk sünneti Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Kanada’da gerileme göstermiştir; İngiltere ve Yeni Zelanda’da ise çok düşük seviyede uygulanmaktadır.

Semavî dinlerde, Hz. İbrâhim’in uygulamasına dayandırılan sünnet geleneği İslâmiyet’te de  devam etmiştir. Tevrat’ta Hz. İbrâhim’in ilâhî emre uyarak doksan dokuz yaşında iken on üç yaşındaki oğlu İsmâil’le aynı günde, bir hadiste ise seksen yaşında kadûmla (marangozlukta kullanılan kesici alet) veya Kadûm’da (Suriye’de bir yer) sünnet olduğu belirtilir. Hz. İbrâhim’den sonra yahudiler ve Araplar atalarından kalan geleneği sürdürmüştür. Câhiliye Arapları’nda kadınlar da sünnet edilirdi. Günümüzde erkek çocukların sünnet edilmesinin kadın ve erkek sağlığı açısından önemi anlaşılmış, bu girişim hıristiyan toplumlarında da yaygınlaşmaya başlamıştır.
            Sünnet Hz. Peygamber’in hadislerinde sünnet, fıtrat gereği yapılan işler arasında sayılmıştır Burada fıtrata “âdet ve sünnet” anlamı verildiği gibi bu kelime ile sünnet mahallindeki deriyi almanın yaratılışı bozma mânasında olmayıp tırnak kesme, koltuk altındaki tüyleri temizleme gibi insana yaraşan fiiller sayıldığına işaret edildiği yorumu da yapılmıştır. Peygamberimizin İslâmiyet’e girmek isteyen kimseye sünnet olmasını emrettiği, yönündeki hadislerle “güvenilir hadis durumuyla ilgili tartışmalar bulunsa da” sünnetsiz kimsenin Kâbe’yi tavaf edemeyeceği, namazının kabul olmayacağı ve kestiği hayvanın etinin yenmeyeceği yönündeki sahâbî ve tâbiî sözleri İslâm kültüründe bu geleneğin yerini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Hz. Peygamber’in sünnetli doğduğu yaygın şekilde kaydedilmekle birlikte yedi günlükken dedesi Abdülmuttalib tarafından sünnet ettirildiğine dair rivayetin daha kuvvetli olduğu belirtilir.
            Sünnet olmanın hükmü Hanefî ve Mâlikîler’e göre sünnet, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre vâciptir. Ancak Hanefîler bunu ezan gibi İslâm’ın sembol hükümlerinden sayarlar ve topluca terkedilmesine izin verilmeyeceğini belirtirler. İmam Mâlik’ten, sünnet olmayan kişinin imamlık yapamayacağı ve şahitliğinin kabul edilmeyeceği nakledilmiştir.  
            Sünnetin ve sünnet töreninin Osmanlılar’daki yaygın uygulaması da bu yöndedir. Şehzadeler temyiz çağında sünnet ettirilir, ondan sonra sancağa çıkarılırdı. Buna karşılık çocuğun temyiz çağına ulaştığında kendini bu engeli aşmış halde bulmasının psikolojik açıdan daha yararlı olacağını düşünenlere göre sünnet doğumdan sonra geciktirmeden yapılmalıdır. Hz. Peygamber’in, torunları Hasan ve Hüseyin’i yedi günlükken sünnet ettirdiğine dair rivayete dayanan Şâfiîler, çocuğun doğumun yedinci gününde sünnet edilmesini müstehap görürken diğer üç mezhepte bu rivayet kuvvetli bulunmamış ve belirtilen uygulama Yahudiliğe benzeme görünümü taşıdığı için mekruh sayılmıştır.
            Sünnet vesilesiyle ziyafet verip eğlence tertip edilmesi çok eskilere uzanan bir gelenektir. Resûl-i Ekrem döneminde örneği bilinmemekle birlikte ashap devrinde sünnet düğünlerinin yapıldığına dair rivayetler vardır.

Türk toplumlarında öteden beri sünnet törenlerine önem verilmiş, sünnet düğünleri etrafında zengin bir gelenek oluşmuştur. Osmanlılar’da devlet büyüklerinin çocukları ve özellikle şehzadeler için tertiplenen sünnet düğünleri çok görkemli olurdu.

 (Kaynak İslam Ansiklopedisi)

Sünnetin faydaları nelerdir?

Sünnet; penis ucu temizliğinin sağlanması, tekrarlayan penis ucu iltihaplarının önlenmesi, yeni doğan döneminde yapılırsa, idrar yolu iltihabı görülme riskinin düşürülmesi, cinsel yolla bulaşan hastalıkların azalması, sünnetli erkeklerin cinsel temasta bulundukları kadınlarda, rahim ağzı kanseri riskinin azalması, penis başı kanseri riskinin azalması gibi faydaları vardır.

 

Sünneti kim yapmalı?

Sünnet uzman bir doktor tarafından yapılmalıdır. Bu doktor, Genel Cerrah, Ürolog, Çocuk Cerrahı, Plastik Cerrah… gibi farklı cerrahi branş hekimi olabilir. Sünnet konusunda deneyimi olan bir hekim tercih sebebidir.

Uzman bir hekim tarafından yapılmayan sünnetlerde; steril malzeme kullanılmaması, yara enfeksiyonu görülme ihtimalini arttırdığı gibi, hepatit B, hepatit C veya HIV (AIDS) gibi bir takım ciddi enfeksiyonlara yol açabilir. Ayrıca penis başı yaralanmaları, sünnet derisinin gereğinden az veya fazla kesilmesi, idrar deliği yaralanmaları, kanama… gibi bir çok komplikasyonun ortaya çıkma olasılığı artar.  Sünnet, uzman hekim tarafından yapılarak yara dikildiği için iyileşme daha hızlı olur ve sünnet sonrası kanama gibi riskler daha düşük olur.

Sünnet nasıl bir anestezi ile yapılmalıdır?

Sünnet gerektiği zamanlarda genel anestezi altında yapılabilir. Bu özellikle aşırı fobisi olan, sünnet esnasında hareketli olan çocuklarda tercih yöntemidir. Sünnet için Genel anestezi tercih sebebi olmakla birlikte, gereksiz anestezi ilacı almama adına lokal anestezi ile de uygulanabilir. Bebekler fazla bir şeyin farkında olmadıkları için lokal anestezi ile kolaylıkla sünnet edilebilir. Yaşı yeterli olgunluğa ulaşmış, sünnet fobisi olmayan çocuklar, “gerektiği şekilde bilgilendirilerek” kolayca sünnet yapılabilir. Biz birçok çocuğa “I pad” veya “tablet” ile oyun oynarken kolayca sünnet yapabilmekteyiz.

Sünnet Hangi yaşlarda yapılmalıdır?

Sünnet yapma yaşı ile ilgili farklı görüşler de bulunmakla birlikte; genellikle; tıbbi zorunluluk olmaksızın, isteğe bağlı sünnet için önerilen bazı yaş grupları vardır. Bu dönemler 6 ile 15 ay, 2 ile 4 yaş ve 7 ile 10 yaş aralarıdır.

4-6 yaş döneminde erkek çocukların ruhsal-cinsel gelişimi açısından kritik bir dönemdir. Çocuğun sağlıklı bir şekilde ruhsal-cinsel gelişimini tamamlayabilmesi için tıbben zorunluluk olmadıkça 4-6 yaş arasında sünnetten kaçınılması önerilir. Bu sebepler nedeniyle bazı uzmanlar ise 2 ile 7 yaş arasında sünnet yapılmamasını önermektedirler.

Sünnet yapılması zorunlu olduğu, ara yaşlarda bulunan çocuklarda genel anestezi tercih etmek daha uygundur.

Sünnet sonrası biz bandaj veya sargı uygulamıyoruz. Bandajları açarken çocuk daha fazla sıkıntı duyabilmektedir. Genellikle ilk gün dışında ağrı kesici ihtiyacı olmamaktadır. Normalde sünnet öncesi koruyucu antibiyotik gerekmemektedir. Sonrası gelişebilecek enfeksiyon durumlarında ihtiyaç olabilir. 

Son olarak “Hipospadias” dediğimiz, idrar kanalının doğuştan, penisin alt tarafına açıldığı durumda, sünnet yapılmamasının gerektiği bir durum vardır. Bu bozukluğun düzeltilmesi için, yapılacak ameliyatta sünnet derisi kullanılacağı için sünnet yapılmamalıdır.

Hipnoz nedir? Tedavi amaçlı nerelerde kullanılır?

Hipnoz ile sigarayı bırakma: Sigarayı bırakmak istiyorsunuz. Bir türlü bırakamıyorsunuz. Hipnoz yöntemini denediniz mi? "Bilinçli hipnoz" tekniği ile "sigarayı" bırakmak mümkün olabilmektedir.

Migren ağrılarından kurtulmak: Migren teşhisi aldınız. Nöroloji doktorunuz her türlü tetkiki yaptırdı. Ek başka bir sorununuz yok. İlaçlara rağmen krizleriniz ile başınız belada. "Bilinçli hipnoz" tekniğinden fayda görebileceğinizi biliyormusunuz?

Fobiler: Yükseklik, ameliyat, endoskopi, böcek, yalnızlık korkusu... gibi pek çok fobi tedavisinde bilinçli hipnoz tekniğinden fayda görebilirsiniz.

Kilo vermek: Diyabet ve hormonal bozukluklarınız yok ve iştahınız nedeni ile ciddi bir kilo sorununuz var. Bilinçli hipnoz teniği ile iştah ve kilonuzu kontrol altına alabilmek mümükündür.

Okul başarısını arttırmak, sınav sresini engellemek, işe veya kitap okumaya konsantrasyonunuzu arttırmak... için bilinçli hipnoz tedavisi uygulanabilmektedir.
Bağırsaklarınız

Geçen hafta, huzursuz bağırsak hastalığının (İrritabl bağırsak sendromu- İBS), ne olduğundan ve belirtilerinden söz etmiştik. Bugün ise Sizlere, İBS deyip kestirip atmamak adına, uyarıcı olan bazı belirtilerden bahsedeceğim. Bu durumlarda diğer hastalıklar açısından dikkat edilmesi gerekmektedir.

İrritabl bağırsak sendromunda alarm belirtiler:

Hastalık belirtilerinin 50 yaşından sonra başlaması

Belirtilerin kısa zamanda başlayıp hızlı ilerlemesi

Belirtilerin uykudan uyandırması

Dışkıda kan olması

Kansızlık (anemi)

Ciddi kabızlık veya ishal

Ateş

Kilo kaybı olması

Ailelerinde kolon kanseri, Çöliak hastalığı, iltihabi bağırsak hastalığı bulunması

Muayenede anormal fizik muayene bulgusu saptanması

Yapılan tetkiklerde:

Dışkıda kan saptanması

Kansızlık,

Lökosit (akyuvar) sayısında artış

Sedimentasyon yüksekliği

Teşhis’te diğer önemli hastalıkların ayırt edilebilmesi için; dışkı tahlili, dışkı kültürü, kan tetkikleri, mide (gastroskopi) ve/veya kolon (kolonoskopi) incelemesi, ultrasonografi gibi incelemelerin yapılması gerekebilir.

TEDAVİ VE DİYET ÖNERİLERİ

Hastalığın kesin nedeni bilinmediği için, hastalığı kesin ortadan kaldıracak bir tedavi yoktur. Bazı önemli durumları ele alacağız.

Psikolojik faktörler:

Hekim hastasını yeterli dinlemeli, hastanın güvenini kazanıp, hastayı yeterli bilgilendirmelidir. Hastaya uygun tedavi verilmeli. Gerektiği zaman düşük doz antidepresan ilaçlar veya uygun hastalarda hipnoz desteği uygulanabilir.

Hastaların şikayetlerini; buğday, yulaf, mısır, süt, peynir, yumurta, çay, kahve, alkol, et, portakal, elma, muz gibi meyveler, soğan, patates gibi sebzeler, fındık ve ceviz gibi gıdalar sıklıkla arttırır. Hastalar genellikle kendi şikayetlerini arttıran gıdaları bilir ve bunlardan sakınır.

Fruktoz; meyve, sebze ve bal içinde bulunmakla birlikte, son yıllarda, tatlı içecekler, çikolata, reçel gibi birçok gıdada katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Fruktoz intoleransı olan kişilerde İBS benzeri şikayetler oluşabilmektedir.

İlaç tedavisi olarak; kabızlık bulunan hastalarda, kabızlık giderici ilaçlar, ishal olan durumlarda da ishal giderici ilaçlar kullanılabilmektedir.

Kasılma ağrıları olan hastalarda, anti-spazmodik dediğimiz, bağırsak düz kaslarını gevşeten ilaçlar kullanılabilmektedir.

Gazı fazla olan hastalarda, gaz giderici, şişkinliği fazla olan hastalarda bu şikayetleri giderici ilaçlar kullanılmaktadır. 

Gelecekte” huzursuz bağırsak hastalığının” nedeni bulunabildiği zaman, belki de hastalığı tamamen iyileştirecek ilaçlar geliştirilebilecektir.

Bağırsaklarınızın, tüm bedeninizin ve ruhunuzun huzurlu olduğu günler dilerim.

Halk arasında “huzursuz bağırsak hastalığı” olarak bilinen, “İrritabl bağırsak sendromu (İBS)” veya “spastik kolit” olarak adlandırılan durum, gerçekte herhangi bir organik sorun olmadan, karın ağrısı, karında rahatsızlık veya dışkılama alışkanlığında değişiklikler ile beliren bir durumdur.

Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Heyecan, psikolojik veya sosyoekonomik stresler hastalığı ortaya çıkarabilir. Fakat psikiyatrik bir hastalık değildir. Kronik ve tekrarlayıcıdır. Aslında kalın bağırsak hastalığı olarak bilinse de tüm sindirim sistemini ilgilendiren bir hastalıktır.

Hastaların şikayetleri arasında; karın ağrısı, karında rahatsızlık veya şişkinlik hissi, kabızlık ya da ishal görülür. Genel olarak aralıklı tekrarlar halinde sürer. Bazı hastalarda kabızlık, bazı hastalarda ise ishal hakimdir. Bazı hastalarda ise; kabızlık ve ishal dönüşümlü olarak görülür.

Bu hastalıkta, en son 2006 yılında güncellenen “ROMA kriterleri” bulunmaktadır. Bu kriterlere göre, en az 6 ay önce başlayan, son 3 ayda en az 3 gün tekrarlayıcı karın ağrısı veya rahatsızlık hissi bulunmasının yanı sıra, bu belirtilerin dışkılama ile hafiflemesi, dışkılama sıklığında değişiklik ile başlaması veya dışkı şekil ve görünümünde farklılık olmasıdır. Karın ağrısı veya rahatsızlık hissi, haftada en az 2 gün olmalıdır. Bu kriterler içinde olmamakla birlikte; haftada 3 veya daha az dışkılama, günde 3 veya daha fazla dışkılama, dışkı görünümünün sert, yumru, topak gibi veya yumuşak sulu dışkı olması, dışkılama esnasında ıkınma, ani dışkılama gereksinimi, dışkılama sonrası tam boşalamama hissi, sümüksü dışkılama, şişkinlik bulunması İBS lehinedir. Yemek sonrası ani dışkılama ihtiyacı olmaktadır. Bazen göğüste yanma, erken doyma, bulantı, kusma gibi belirtiler ilave olarak görülebilir.

Karın ağrısı kramp tarzı veya sızlama şeklinde olabilir. Genellikle ağrı gündüzleri ve iş saatlerinde görülür. Gece uyuyunca geçer. Stres, iş veya eş problemlerinin ağrıyı arttırdığı söylenmektedir. Ağrı oluşumunda, iklim koşulları veya diyetin önemi olabilir. Yemek ile rahatsızlık hissi sıklıkla artar.

Bazı hastalarda da sindirim sistemi dışı belirtiler görülebilir. Ağrılı adet, ağrılı cinsel ilişki, seksüel fonksiyonlarda bozulma, sık veya gece idrara çıkma, idrar torbasını tam boşalmaması hissi gibi belirtiler oluşabilir. Kronik yorgunluk, konsantrasyon kaybı, çarpıntı, ağızda hoş olmayan bir tat, sırt, bel, kalça ağrısı, uyuşukluk, halsizlik, göğüs ağrısı, fibromiyalji görülebilir.

Hangi

Ben” kanserleri (Malign melanom), vücudun rengini veren “melanosit” denilen hücrelerin kansere dönüşmesi sonrası oluşan kanser türüdür. En sık deride görülür. Daha nadir olarak; deride, gözde, sindirim sisteminde, makat bölgesi veya vajinada görülebilir.

En önemli risk faktörü ultraviyole ışınlarıdır. Bu nedenle “güneş ışınlarına maruz kalmak” hastalığın oluşmasında önemlidir. Güneş ışığı çok olan bölgelerde hastalık daha çok görülür. Güneş ışığına duyarlı olan kişilerde risk artar.

Risk faktörlerini sıralayacak olursak;

Güneş ışınlarına ve ultraviyole ışınlarına maruz kalmak veya aşırı duyarlılığın olması

Sarı veya kızıl saç rengi olanlar

Sırtında çok sayıda çil olanlar

Ailesinde bu hastalık varlığı

Orta yaşta olmak

Doğuştan bir “ben” olması

Kuzey Avrupa ırkında olması

Bir veya daha fazla düzensiz “ben” varlığı… gibi

Tanı, Şüpheli olan “ben” den yapılan biyopsi ile konulur. Erken tanı çok önemlidir. Daha önceden olan bir “ben” in düzensiz olması, büyümesi, renginin değişmesi, kanama olması, kaşıntı oluşturması şüphe uyandırmalıdır. Nadiren renksiz ben’lerde de hastalığın olabileceği unutulmalıdır.

Ben’in tamamını çıkaracak şekilde biyopsi yapılır.

“Ben” kanserlerinin (Malign melanom), erken teşhisi çok önemlidir. Burada “ben” ‘in büyüklüğünden çok, kalınlığı önemlidir. Bu tedavi yaklaşımını belirler. Ben’in kalınlığına göre çıkarılacak alan belirlenir. Hastanın durumuna göre bazı durumlarda kemoterapi uygulanabilir. Beyin veya kemik tutulumunda radyoterapi uygulanabilir.

Güneş ışınlarının, kemik gelişimi için gerekliliğini de hatırlayarak, özellikle güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saatleri yerine, sabah veya geç saatlerde güneşlenmeyi tercih edelim.

Son söz olarak; güneş ışınlarının ultraviyole etkisinden korunalım, erken teşhisin önemini unutmayalım.

Sindirim Sistemi Kanamaları

Sindirim sistemi kanamaları; ağızdan itibaren makata kadar, sindirim siteminin herhangi bir bölgesinde olan kanamalardır. Yemek borusu, mide, on iki parmak bağırsağından olan kanamalar “üst bölge kanamaları”, on iki parmak bağırsağından sonra olan ince bağırsak, kalın bağırsak kanamaları “alt bölge kanamaları” olarak değerlendirilir

ÜST BÖLGE KANAMALARI

Genellikle ağızdan kanlı veya kahve telvesi şeklinde kusma veya siyah –katran rengi cıvık veya bazen kanlı dışkı şeklinde belirti verebilir. Hastalar bazen baş dönmesi, ani tansiyon düşüklüğü, bayılma, renginin solması ile de doktora başvurabilir. Vücuttaki az miktarda olan ve kronik dönemde olan kan kayıpları, “gizli kanama” olarak adlandırılır.

Üst bölge kanamalarına yol açan en sık sebep “on iki parmak bağırsağı ülseri” kanamalarıdır. Ayrıca mide ülseri ve eroziv gastritler kanamaya yol açan sık sebeplerdir. Daha çok siroz hastalığına eşlik eden yemek borusu ve mide varisleri, yemek borusunun tahrişine neden olan reflü ve benzeri hastalıklar, kanserler, gebelerde ve aşırı alkol alan kişilerin aşırı öğürmeye bağlı kusması sonucu yemek borusunun alt ucunda oluşabilecek yırtıklarda kanama oluşabilir.

Büyük cerrahi girişimler, solunum yetmezliği, uzamış yoğun bakım yatışı gereken hastalar, sarılık, kanda ciddi enfeksiyon olan durumlarda, ikincil kanamalar görülebilir.

Teşhis de muayene ile kanamanın tespiti yapılabilir. Bunun dışında en önemli tanı aracı endoskopidir. Endoskopi işlemi esnasında kanamayı durdurmaya yönelik tedavi de uygulanabilir. Yeri tespit edilemeyen kanamalarda anjiografi yapılabilir. Gizli kanamalar; dışkıda gizli kan testi ile araştırılır.

Tedavide destek ve ilaç tedavileri uygulanır. Yandaş kanamaya sebep olan hastalıklara yönelik tedavi uygulanır. Teşhis için yapılan endoskopi esnasında, hastalığa göre, kanamayı durdurucu uygun girişim de yapılabilir. Anjiopgrafide kanayan damar tespit edilebilir ve damarı tıkayıcı maddeler ile kanama kontrolü sağlanabilir. Diğer tedavi yöntemleriyle kanamanın durdurulamadığı durumlarda, uygun acil cerrahi girişim yapılır.

Geçen hafta sindirim sistemi kanamalarından söz etmiş ve “üst sindirim sistemi kanamaları” nedenlerine ve tedavilerine değinmiştik. Bu hafta ise kısaca “alt sindirim sistemi kanamaları” ile ilgili bilgiler sunacağım.

Hastaneye yatmayı gerektirecek “alt sindirim sistemi kanamaları” genellikle ileri yaşta görülür. Hastaların ortalama yaşları 65-75 civarındadır. Kanamaların %90’ı kendiliğinden durmakla birlikte en az %25’inde kanama tekrarı görülür. Kanamalar çok miktarda, az miktarda veya gizli kanama şeklinde olabilir. Gizli kanamalar dışkıda gözle görülmeyen, fakat dışkının tetkik edilmesi ile ortaya konulabilen kanamalardır.

Belirtiler; genellikle makattan kendini kırmızı, parlak veya pıhtılı kanamalar şeklinde görülür. Nadiren daha koyu, siyah renkli kanama oluşabilir. Kanamalar hemoroidal hastalıkta damlama şeklinde veya dışkı üzerindeki parlak kırmızı kan bulaşması olarak belli edebilir. Anal fissür dediğimiz “çatlak” olan durumlarda tuvalet kağıdına bulaşan kan görülebilir. Kolonun divertiküler hastalığı dediğimiz, halk arasında “baloncuk” diye tanımlanan veya “anjiodisplazi” dediğimiz damarsal problemlerde, ani bol kan dışkılama şeklinde kanama görülebilir. İltihabi bağırsak hastalıklarında ishal ile birlikte kanama görülebilir. Kanserlerdeki kanamalar, tümörün kalın bağırsak üzerinde bulunduğu yere göre değişiklik gösterebilir. Makat yakın bölgede kanama gözle görülebilirken, daha üst seviyelerde olan kanamalarda, dışkıda kan fark edilemeyebilir.  Gizli kanamalar, kendisini vücutta oluşan kansızlık nedeniyle veya kanda demir eksikliği şeklinde gösterir. Poliplerde genellikle gizli kanamalar görülür.

Teşhis’de uygun bir muayeneyi takiben, ilk aşamada kalın bağırsağın son kısmının veya şartlar uygun ise tamamının kolonoskopi tetkiki ile değerlendirilmesi uygundur. Üst sindirim sistemini kanaması şüphesi var ise mide endoskopisi de yapılabilir. Kolonsokopi ile bazı durumlarda kanayan hastalığın tedavisi de mümkün olabilmektedir. Kanayan polipler kolonoskopi esnasında kolayca çıkarılabilmektedir.

Kapsül endoskopi, mide veya kalın bağırsakta herhangi bir kanama odağı bulunamayan hastalarda uygulanır. Ağızdan hap gibi içilen kablosuz kapsül endoskopi, tüm ince bağırsağın değerlendirilmesi için çok uygun bir yöntemdir. İnce bağırsağın incelemesi için geliştirilmiş, “çift balon enteroskopi” denilen inceleme yöntemi aynı zamanda tedavi olanağı sağlar.

Ayrıca kanama sintigrafileri, arteriografi, BT MR enterografi gibi teşhis yöntemleri gerektiği zaman uygulanabilir. Anjiografi esnasında kanayan damarım tıkanması için de işlem yapılabilir.

Tedavi teşhise yöneliktir. Yoğun ve ciddi kanamalarda hastane yatışı gerekir. Tıbbi tedavi ve diğer ara ara yukarıda bahsettiğimiz yöntemlerle kanamanın durmadığı durumlarda acil cerrahi tedavi gerekir. Kanamanın olduğu yere göre uygun girişim tercih edilir.

Ülker Mevsimi

Kesin nedeni bilinmemekle birlikte, ülserlerin, mevsim geçişlerinde ve en çok bahar aylarında görüldüğü, çok eski yıllardan beri görülen ve inanılan bir durumdur. Biz hekimler, bu dönemlerde sık mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri teşhisi koyduğumuzda, “ülser mevsimi başladı” diye yorum yaparız. Nedeni; iklim değişikliğine vücudun tam uyum sağlayamaması, çiğ sebze ve meyvenin, bahar ayında daha fazla tüketilmesi, baharda duygusal ve ruhsal dalgalanmaların oluşturduğu stres ve asit fazlalığı gibi sebepler düşünülebilir. Kesin nedeni ise bilinmiyor.

O zaman, nedir bu ülser? Ülser kelimesini kabaca “yara” olarak tanımlayabiliriz. Biz burada sadece ”mide” ve “on iki parmak bağırsağı” ülserlerinden bahsedeceğiz. Mide ve on iki parmak bağırsağının iç yüzeyini döşeyen örtünün en az 5 mm genişlikte, derin yaralarıdır. Temel sebep bu örtüyü koruyan faktörler ile bozan sebepler arasındaki dengenin bozulmasıdır. Nedir bu sebepler?

Günümüzde ülser oluşumunda ve tekrarlamasında en çok sorumlu tutulan “Helikobakter Pilori” denilen ve mide iç örtüsünde yaşayan aside dirençli bir bakteri ve “NSAI” denilen aspirin ve benzeri ağrı kesicilerin yol açtığı ülserlerdir.

Karnın üst tarafında bulunan ağrı en sık rastlanan yakınmadır. On iki parmak bağırsağı ülserinde genellikle yemek ile geçen bir ağrı söz konusudur. On iki parmak ülserinde daha belirgin olmak üzere mide ülserinde de geceleri uykudan uyandıran ağrı söz konusu olabilir. Mide ülserinde iştahsızlık ve kilo kaybı olabilir. Ülserli hastalarda bazen hazımsızlık, şişkinlik, yanma, bulantı gibi belirtiler eşlik edebilir. Ülser kanaması olur ise, kahve telvesi gibi kusma veya siyah dışkı görülebilir. Ülser delinmesi olur ise ani çok şiddetli ağrı oluşur. Ülsere bağlı on iki parmak bağırsağının daralması olur ise kusma, kilo kaybı olabilir.

Kesin teşhis, yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağının incelenmesini sağlayan geliştirilmiş video endoskopi sistemleridir. Bunlarla HD kalitesinde görüntü elde edilip, gereken durumlarda işlem esnasında biyopsi alınabilmektedir. Bu biyopsi örnekleri mide ülserlerinde kanser tanısının ayırt edilebilmesini sağlamasının yanında, gastrite ait detaylar ve H. Pilori varlığı gösterilebilir. Ayrıca mide mukozasından alınan parça ile H. Piloriye ait direkt test de yapılabilmektedir. Ayrıca aktif kanayan ülserlere, bu işlem esnasında kanamayı durdurucu ilave girişimler yapılabilmektedir. Ağızdan ilaç içilerek çekilen ve eski yıllarda sık kullanılan mide grafilerine, nadiren ihtiyaç duyulabilir.

H. Pilori için de biyopsi yapılmadan uygulanabilecek testler de bulunmaktadır. Üre-nefes testi, kan veya dışkıda yapılan bazı testler bunlardan bazılarıdır.

Ülserli hastaların beslenmesinde bazı gıdalara dikkat etmesi gerekmektedir. Kabaca bazı dokunacak gıdaları sıralayacak olursak; bütün asitli içecekler (gazoz, kola…), çay kahve, kakao, yağda kızarmış yiyecekler (etler, sebzeler, tatlılar), baharatlı yiyecekler, baklagiller, bulgur, mısır, turşu, salçalı ve sirkeli gıdalar, tahin-pekmez, tahin helvası, asitli meyveler)

Ülser tedavisinde, ülsere yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu nedenle doktorunuzun önerileri ve tercih ettiği ilaç tedavisi için; genel önlemlerin yanı sıra, var ise H. Pilori enfeksiyonu tedavi edilir. NSAI (aspirin ve benzeri benzeri ağrı kesici, iltihap giderici) ilaçlar ilaçlar kesilir veya mideye zarar vermeyenler ile değiştirilir. Asit azaltıcı veya mukoza koruyucu ilaçlar verilir.

Helikobakter tedavisi için, genellikle; iki farklı antibiyotik ve ülser ilaçları ile (PPI) olan, “üçlü tedavi”, 14 gün uygulanır.

İlaçlarla tedavi olmayan, ya da kanama, darlık, delinme gibi komplikasyon gelişen hastalarda cerrahi tedavi gerekir.

Önemli olan; erken teşhis ile, komplikasyonlar oluşmadan, ülseri tedavi etmektir.

Reflü Hastalığı Nedir ?

REFLÜ HASTALIĞI

            Reflü’nün kelime anlamı “geriye doğru kaçmak” tır. “Gastroözofageal reflü” yü mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlayabiliriz. Burada yemek borusuna kaçan mide içindeki muhteviyat asit olabildiği gibi, bazen de on iki parmak barsağından mide içine ve buradan da yemek borusuna kaçan safra ve pankreas sıvıları olabilir. Bu kaçak belli bir sürenin ve miktarın üstünde olunca ciddi problemlere neden olarak önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.

            Reflü hastalığı günümüzde en sık rastlanılan sindirim sistemi hastalığıdır. Reflü bebeklerde bile olabilmektedir. Fakat en sık 30-40 yaş grubunda ortaya çıkmaktadır. Bebeklerdeki reflü, sıklıkla bebeğin gelişimi ile birlikte ileri tedavi gerektirmeksizin 2 yaşına kadar kendiliğinden düzelir. Düzelmediği ve ciddi sağlık problemlerine yol açtığında ilaç tedavileri dahil, ameliyat dahi gerektirecek tedavi yöntemleri ihtiyaç duyulabilir. Bunun yanı sıra hamilelerin üçte ikisinde de reflü şikayetleri görülebilir ve hamileliğin sonlarına doğru şikayetler artabilir. Doğum sonrası reflü sıklıkla kendiliğinden geçer.

            Reflüde görülebilen yakınmalar, ağıza acı su gelmesi, göğüste yanma, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, sık farenjit, astım, kronik öksürük, ağız kokusu şeklinde olabilir.

            Yenilen yemeğin geriye doğru kaçması, göğüste yanma veya ağrı hissine yol açabilir ki bu durum en çok kalp hastalıkları ile karışabilir. Yemekten sonra yatıldığında veya öne eğilindiğinde geriye kaçış ve göğüste yanma daha belirgindir.

            Reflü tanısının konulmasında ilk basamak hastanın şikayetleridir. Ağıza acı su gelen ve tipik yanma şikayetleri olan bir hasta asit baskılayıcı ilaçlardan da yarar gördüğünü söylemekte ise büyük olasılıkla sorun reflüdür.

            Tanıda ilk yapılması gereken tetkik endoskopidir. Endoskopi’de yemek borusunda asit tahrişine bağlı bulgular görülebileceği gibi, reflüye neden olabilecek bir mide fıtığı da teşhis edilebilir. Endoskopi, ayrıca kanser için risk oluşturan “Barrett mukozası” varlığını saptanmasına ve buradan teşhis için parça alınmasına olanak sağlar. Ayrıca reflü ile karışabilecek, gastrit, ülser veya kanser gibi hastalıkların ayırt edilmesini sağlar. Yemek borusunda herhangi bir tahriş olmadan da reflü olabilir. Böyle bir durumda reflü’nün ayırt edilmesinde, yemek borusuna kaçan asitin gösterilmesi (yemek borusunun 24 saatlik asit ölçümü), kaçan muhteviyatın katı, sıvı, gaz olmasının saptanması (empedans ölçümleri) veya safralı sıvının kaçışını gösterilmesi (bilitech) gibi yöntemlere başvurulur.

 

REFLÜ HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Reflü tedavisinde, bir takım önlemler ve ilaç tedavisi veya cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Yeni geliştirilmeye çalışan diğer bazı yöntemlerin ise henüz yeterli bir etkinliği ispatlanmamıştır.

                Reflü hastalığında alınabilecek bir takım önlemleri sıralayacak olursak:

  • Yemekten sonra 3-4 saat süre ile yatmamak ve yatağın başını yükseltmek,
  • Öne doğru çok fazla eğilmemek,
  • Alkol, bira, kola veya maden suyu gibi gazlı içeceklerin alımını tamamen kesmek,
  • Nane, soğan, sarımsak, çikolata gibi gıdaların alımından kaçınmak ve baharatlı veya kızartma tarzında yiyecekler tüketmemek,
  • Şişmanlık var ise kilo vermek,
  • Sıkı pantolon giymemek ve sıkı kemer kullanımından kaçınmak,
  • Portakal, limon gibi asitli meyvelerden kaçınmak,

Önlemlere ek olarak, ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Asit gidericiler, mukoza yüzeyini kaplayarak etki eden koruyucu ilaçlar ve asit salgılanmasını engelleyen etkili bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Önlemlere ve ilaçlara karşın rahatlamayan ya da hayat boyunca bunları uygulamak istemeyip daha çabuk kesin sonuç isteyen hastalarda ise anti-reflü cerrahisi yapılabilir.  8 – 12 haftalık ilaç tedavisi ve bir dizi diyet ve sosyal yaşam önlemi sonrasında rahatlamayan ve reflü şikayetleri devam eden hastalarda ameliyat önerilebilir. Anti-reflü cerrahisi, hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmak ve ilaçsız bir yaşam için önerilmeli ve uygulanmalıdır. Ameliyatın başarı şansı ortalama olarak %80-90 civarındadır.

        Cerrahi müdahale olarak “laparoskopik (kapalı) reflü ameliyatı” günümüzde kabul gören en iyi yöntemdir. Herhangi bir sorun çıkmadığı takdirde ameliyat sonrası 8 saat sonra hasta, sıvı gıdaların alımına başlayabilmekte ve yine ameliyattan sonraki 18-24 saat içinde taburcu olabilmektedir.

         Ameliyattan sonra en çok görülen istenmeyen durum ise, büyük çoğunlukla geçici olan ve daha çok katı gıdalara karşı oluşabilen yutma güçlüğüdür. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında, genellikle ortalama olarak 1 ayda kendiliğinden düzelmektedir. Tedbir olarak ameliyat sonrası önce sıvı gıdalarla beslenme başlayıp, yavaş yavaş katı gıdalara geçiş yapılır.

                Bazı hastalarda, şişkinlik ve gaz şikayetlerinde artış olabilmektedir. Şikayetleri fazla olanlarda gaz giderici ilaçlar ile önlem alınabilir.

                Ameliyat sonrası dikişlerin zorlanmaması için  hastaların ağır kaldırmaması, yukarılara uzanmaması, öksürüklü hastalıkların hızlıca tedavisi gibi önerilerimiz olmaktadır.

Safra kesesinde bilmek istedikleriniz ..

Bugün Sizlere Safra kesesi ve hastalıkları ile çok sorduğunuz sorulardan bir derleme sunuyorum. 

Safra kesesi nerededir, ne işe yarar?

Karaciğere yapışık bir organımızdır. Karnımızın sağ üst tarafındadır. Karaciğerde üretilen safranın bağırsağa iletilmesinde bir ara deposu görevi görür.

Safra ne işe yarıyor?

Yemekten sonra safra kesesi kasılarak, sindirimin kolaylaşması ve yağların emilimi için gerekli olan safrayı, gıdalar ile daha yoğun bir şekilde buluşmasını sağlar.

Safra kesesi olmadığı zaman ne oluyor?

Ara depo olmaksızın safra devamlı bir şekilde bağırsağa akmaya devam ediyor. Gıdalarla bu şekilde karşılaşıyor. Bu durum hazımsızlık ve şişkinliğe yol açabilir. Fakat safra kesesi taşı olan kişilerde de safra kesesi sağlıklı çalışmadığı için bu tür şikayetler olabilir ve genellikle bu şikayetler ameliyattan sonra düzelir.

Safra kesesi taşları neden oluşuyor?

Safra kesesi içinde bulunan kolesterol ve bilirübin gibi bazı pigmentlerin çökelti oluşturması sonucunda oluşur. Safra taşlarının %90’ı kolesterol taşlarıdır.

Safra taşları en çok kimlerde görülür?

Daha çok 40’lı yaşlardan sonra görülür. Kadınlarda ve özellikle çok doğum yapmış kadınlarda görülür. Şişmanlarda biraz daha fazla görülür. Bazen gebelerde safra sorunlarına daha fazla rastlıyoruz.

Safra kesesi taşı olanlarda ne gibi belirtiler olabilir?

Birçok kişide belirti vermeyebilir. Belirti verdiğinde özellikle karın sağ üst bölümünden sırta vuran karın ağrısı şeklinde görülür. Çoğu kez mide ağrısı şeklinde karşımıza çıkabilir. Ağrı çoğu kez ağır bir beslenmeyi takip edebilir. Gıdalara karşı tahammülsüzlük, hazımsızlık, bulantı, kusma eşlik edebilir.

Safra kesesi taşı teşhisi nasıl konulur?

En basit ve güvenilir yöntem olan ultrasonografik inceleme ile konulur.

Hangi tür gıdalar daha çok rahatsız eder?

Kızartmalar, yumurta, çikolata gibi yiyecekler ile ıspanak, karnıbahar, lahana, turp gibi bazı sebzeler de şikayetlere yol açabilir.

      Safra kesesi taşları ne gibi sorunlara neden olabilir?

Kolesistit (safra kesesi iltihabı), Sarılık (taşların ana kanala düşmesi veya aşırı büyümüş safra kesesinin ana safra kanalına basısına bağlı), pankreas iltihabı, uzun dönemde kanser gelişimi(?), biliyer siroz denilen siroz gelişimine neden olabilir.  Safra taşlarının kanser gelişimini arttırdığı yönünde istatiksel çalışmalar bulunmaktadır. Safrakesesi taşının büyük olması riski biraz daha arttırır.

 

Safra taşını tedavisi nedir? Sadece taş mı alınıyor? Safra kesesi de alınıyor mu?

Öncelikli tedavi ameliyat ile safra kesesinin alınmasıdır. Sadece taş alınma tedavisi uygulanmamaktadır. Taşın yeniden tekrarlama olasılığı yüksektir. Taş kırdırma gibi tedaviler, taşların kanala düşüp sorunlara yol açması nedeni ile terk edilmiştir. Taş eritme tedavileri de ameliyatın çok riskli olduğu kişilerde veya sadece safra kesesi çamuru olan hastalarda denenebilir.

Safra kesesi ameliyatında hangi yöntem tercih edilir?

Laparaskopik (kapalı) ameliyatlar tercih edilir. Ancak daha önce geçirdiği karın ameliyatlarına bağlı ileri derecede yapışıklığı olan, karın içinin basınç artışının tehlikeli olduğu kalp damar hastalıkları gibi durumlarda açık ameliyat tercih edilebilir. Bunun dışında kapalı ameliyat esnasında ileri derecede yapışıklığı olan veya anatomik varyasyon nedeniyle net anatomiyi ortaya koyamadığımız durumlarda açık operasyona geçmemiz gerekebilmektedir. Genellikle ameliyattan 5-6 saat sonra ağızdan beslenmeye geçilir ve sorun olmadığı durumda en geç bir gün içinde taburcu edilebilir.

Ameliyat sonrası ne gibi şikayetler olabilir?

Hazımsızlık, bazen safra kesesi alınmadan önceki gibi ağrılar, safranın mideye kaçışına bağlı gastrit olabilir. Ben genel olarak sıkı bir diyet programı vermemekle birlikte, ameliyat sonrası hazımsızlık şikayeti olanlarda, daha önceki yazımda da belirttiğim; kızartmalar, yağlı gıdalar, çikolata, yumurta gibi gıdalara bir dönem ara verilmesini önermekteyim.

Safra kesesi taşı, ana kanala taş düştüğü zaman ne yapıyoruz?

Safra kesesi içindeki taşın, ana safra kanalına kanala düştüğü zaman, öncelikle ERCP işlemi denile bir yöntem ile ana kanaldaki taşların temizlenmesini takiben laparaskopik ameliyat yapıyoruz. Bu yöntemde ağızdan endoskopi ile on iki parmak bağırsağında, ana safra kanalının açıldığı bölgeden, kanal içi taşlar, büyük ameliyata gerek kalmadan temizlenebilmektedir. ERCP yöntemi  ile taşın alınamadığı durumlarda açık ameliyat ile hem safra kesesini alıyoruz, hem de kanaldaki taşları temizliyoruz.

Obezite ( şişmanlık) ve Tedavisi

Obezite, genetik ve çevresel etkileşimleri olan; ciddi ve kronik bir hastalıktır. Vücutta normalden fazla miktarda yağ dokusunun olması sebebiyle gelişir. Çok sayıda faktöre bağlıdır ve tıbbi veya cerrahi tedavi gerektirir. Şişmanlığın en önemli risk faktörlerini; fiziksel aktivitede azalma, beslenme alışkanlıkları, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı ve  genetik oluşturmaktadır. Kalıtsal olarak da geçebilen obezite özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yayılmaktadır. Ülkemizde toplumun %30’undan fazlası obezdir (erkeklerin % 7.9’u, kadınların %23.4’ü). Birçok kronik hastalığın obeziteyle yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle obezitenin etkenlerinin ve tedavi seçeneklerinin iyi bilinmesi, obezite ve komplikasyonlarının ideal tedavisinin tespit edilebilmesi açısından önemlidir.

 

            KİMLER OBEZDİR?

            Şişmanlığı saptamak için çeşitli yöntemler vardır. En çok beden kitle indeksine (BKİ) göre hesaplamadır. Beden kitle indeksine [kg/boy (m2)] göre; 18.5' in altı zayıf, 18.5-24.9 arası normal, 25-30 arası hafif şişman ve 30'un üzeri ise şişman olarak kabul edilmektedir. Her ne kadar yaş ilerledikçe BKI değeri kısmen artsa da bu değer 29'un üzerine çıkmamalıdır.

           Bel çevresinin ölçülmesi de şişmanlığın saptanması için kolay bir yöntemdir. Bel çevresi, erkeklerde 94 cm ve kadınlarda 80 cm üzerine çıkmamalıdır. Bel çevresinin erkeklerde 102 cm ve kadınlarda 88 cm üzerine çıkması sağlık riskini arttırır.

          Vücut yağının dağılımına göre şişmanlığın iki tipi vardır. Yağın, vücudun alt bölümlerinde, yani kalça ve uyluklarda toplanmasına jinoid (armut tipi) şişmanlık, vücudun üst bölümlerinde toplanmasına ise android (elma tipi) şişmanlık denir. Koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon, bedenin üst kısmı şişman olanlarda daha sık görüldüğünden, özellikle android tip şişman olanların diyet tedavisi ile uygun ağırlıklarına ulaşmaları çok önemlidir.

 

Obezitenin neden olduğu sağlık sorunları/risk faktörleri :

  • İnsülin direnci –Tip 2 Şeker hastalığı
  • Hipertansiyon
  • Koroner arter hastalığı
  • Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi
  • Safra kesesi hastalıkları
  • Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )
  • Osteoartrit
  • Felç
  • Uyku apnesi
  • Karaciğer yağlanması
  • Astım, Solunum zorluğu
  • Gebelik komplikasyonları
  • Menstruasyon (adet) düzensizlikleri
  • Aşırı kıllanma
  • Ameliyat risklerinin artması
  • Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme),  gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)
  • Toplumsal uyumsuzluklar
  • Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları
  • Kas-iskelet sistemi problemleri

 

OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) TEDAVİ SEÇENEKLERİ

 

  • Öncelikle diyet ve spor ile kilo kaybı sağlanmaya çalışılmalıdır. Buna rağmen kilo kaybı gerçekleştirilemiyorsa metabolik balans gibi diğer yöntemlere başvurulmalıdır. Morbid obezite olan hastaların, diyet ve spor ile kalıcı verme ihtimalleri çok yüksek değildir.
  •  Mide içi balon yerleştirilmesi: Mide balonu hastanın midesinde bir kitle etkisi oluşturup, tokluk hissi yaratarak etki etmektedir. Ayrıca midenin giriş kısmındaki bölüme baskı yaparak mide boşalımını da geciktirir. Balon uygulanacak obezite hastasının vücut kitle indeksi (VKİ) 30-40 arasında veya daha fazla olmalıdır. Hasta en az beş yıldır obez olmalıdır ve diyet, egzersiz ve ilaç tedavilerinden sonuç alınamamış olmalıdır. Ayrıca aşırı obez hastalarda obezite ya da başka cerrahi operasyonlar öncesinde bir seçenek olarak önerilmelidir.
  • Sleeve Gastrektomi (tüp mide) ameliyatı sadece mide hacmini küçültmek üzere yapılan bir işlemdir. Genellikle ameliyat laparoskopik (kapalı) olarak ( karından 4-5 delikten özel aletlerle girilerek) yapılır. Mide özel zımbalarla uzunlamasına kesilerek bir kısmı çıkartılır. Kalan midenin hacmi küçülür. Midenin şekli ince bir muza benzer. Bu haliyle bir tüp gibi göründüğünden mide tüpü olarak da adlandırılır. Midenin en çok esneyerek mide hacmini büyüten kısmı alınır. Geride kalan mide kısmı çok fazla miktarda esnemez. Dolayısıyla aşırı yemek yemeyi engeller ve iştah baskılanır.
  • Mini Gastrik Bypass
  • Hem mide hacmini küçülten hem de ince bağırsakların bir kısmından gıdanın emilimini azaltan bir obezite ameliyatıdır. Genellikle kapalı yöntemle uygulanır. Midenin girişinde küçük bir mide tüpü oluşturulur ve midenin kalanından tamamen ayrılır. Hiçbir organ kesilip dışarı çıkartılmaz. Midenin kalan büyük kısmı atıl olarak karın içinde kalır ve salgılarını üretmeye devam eder. Oluşturulan küçük mideye yeni bir yol yapılırken, ince bağırsağın başlangıcındaki yaklaşık iki metrelik kısmı atlanarak ince bağırsağın ortasına yakın bir yerden mideye bağlantı yapılır. Böylelikle gıdalar daha az ince bağırsaktan geçerek emilimi azalmış olur.
  • Roux-en-Y Gastrik By-Pass

·         Bu ameliyatta öncelikle midenin girişinde küçük bir mide oluşturulur. İnce bağırsak yaklaşık 50-75 cm mesafeden kesilir. Aşağıya doğru devam eden ucu yukarıya çekilerek yeni küçük mideye bağlanır. Böylece gıdalar ise doğrudan, bağlantı yapılan ince bağırsağa geçer. Bu işlem besinlerin tamamının emilmesini engeller ve kilo kaybının gücünü arttırır. Küçük mide çok az miktarda yemek yiyebilmenize izin verir hale gelir ve çok iyi bir tokluk hissi sağlar. İnce bağırsakların başlangıç kısmının atlanması ile yediğiniz yemeklerdeki besinlerin tamamının emilmesi engellenir.

  • Cerrahi tedavi, obeziteye eşlik eden hastalıkları da düzeltir mi?
    Evet; cerrahi tedaviden sonra kilo verme ile beraber ve genellikle kilo vermekle bir ilgisi olmadan obez kişilerde mevcut bulunan diyabet, hipertansiyon gibi bir çok metabolik hastalık ya tamamen düzelmekte ya da tedavisi daha kolay hale gelmektedir. Bu nedenle, obezite cerrahisi (bariatrik cerrahi) günümüzde metabolik cerrahi ya da diyabet cerrahi olarak da isimlendirilmektedir.
Kalın Bağırsak (kolon) polipleri

POLİP NEDİR?
Polip, içi boş organlardan çıkıntı şeklinde olan uzantılardır. Sindirim sistemi polipleri de sindirim sistemi organlarında ( yemek borusu,mide, ince veya kalın bağırsak gibi organlar) iç yüzeyi döşeyen mukozadan oluşan çıkıntılardır. Kalın bağırsak polipleri genellikle kalın barsağın son bölümlerinde daha sıktır.
POLİPLER KİMLERDE DAHA ÇOK GÖRÜLÜR?
Genellikle 40 yaşından sonra daha çok görülür. Ailelerinde polip olan kişilerde görülme riski daha fazladır. Sigara içenlerde, alkol alanlarda, şişmanlarda,  hareketsiz kişilerde daha sık olduğu söylenebilir. Sigara içenlerdekolon kanseri görülme riski %20 daha fazladır.
KALIN BAĞIRSAK POLİPLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Genellikle belirti vermezler.  Kolonoskopi esnasında tesadüfen saptanır.  Polipler bazen makattan kanama gibi belirtiler vermesine rağmen bazen gizli kanamaya bağlı, anemi dediğimiz kansızlık ile kendini gösterebilir. Bazen makattan sümüksü akıntıya neden olabilirler. Nadiren karın ağrısına neden olabilir. 
KALIN BAĞIRSAK POLİPLERİNİN TEŞHİSİ NASIL KONULABİLİR?
En önemli teşhis ve aynı zamanda tedavi aracı kolonoskopidir.  Tetkikin etkili olabilmesi için, yüksek çözünürlüklü, görüntü kalitesi yüksek, HD cihazların kullanılması ve bağırsak hazırlığının dikkatli yapılması önemlidir.. Her şeyin mükemmel olması halinde bile poliplerin inceleme esnasında görülememe ihtimali vardır ki bu oran 5 mm’nin altındaki poliplerde % 30’a kadar çıkabilir ve 10 mm’nin üzerindeki poliplerde %5 oranında olabilir. Bu nedenle kolonoskopi incelemesi için tüm şartların uygun olması gerekir. Kolonoskopi ile ilgili detayları bir başka yazımıza bırakalım.

HER POLİP KANSERE DÖNER Mİ?
    Poliplerin yapıları kansere dönüşüm açısından önemli kılar. Hiperplastik dediğimiz poliplerde kansere dönüşüm riski en az iken adenomatöz poliplerde kansere dönüşüm riski yüksektir.  İltihabi bağırsak hastalığı dediğimiz Ülseratif kolit veya Crohn hastalığında kanser gelişimi açısından poliplerin ve kolonun takibi önemlidir.
    POLİPLERİ NASIL TEDAVİ EDİYORUZ?
    Poliplerin bir çoğunu kolonoskopi esnasında aynı anda çıkarabiliyoruz. Bunlar çok küçük poliplerde direkt biyopsi aleti ile olabileceği gibi, büyük poliplerde kement şeklindeki özel aletler ile polibi çıkarmak mümkündür. Hatta çok büyük poliplerde bile, polibi birkaç parça halinde de çıkarmak olasıdır. Kolonoskopi ile çıkaralamayacak kadar büyük polipleri ise ameliyat ile çıkarılmaktadır.

POLİPLERDEN VEYA KOLON KANSERİNDEN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR? RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Yapılan çalışmalarda bazı beslenme şekilleri önerilmektedir. Kalın barsak kanseri sanayileşmiş ülkelerde daha sık görülür. Yağlı, yüksek kalorili ve posa içermeyen gıdalarla beslenme risk olarak kabul edilmektedir. Kesin olarak kanıtlanmamakla birlikte lifli gıdaların tüketilmesinin, bağırsaktaki zehirli maddeleri seyreltmesi açısından önemli olduğu belirtilmektedir. Brokoli gibi sebzelerde olan ve kanserojen etkenleri yok eden bazı maddelerin koruyucu olduğu ileri sürülmektedir. Kalsiyum’un kalın barsak kanserinden korunmada faydası olduğunu belirten çalışmalar olması nedeniyle, kalsiyumdan zengin süt, yoğurt gibi gıdaların tüketilmesi faydalı olabilir.

Kıl Dönmesi Nedir ?

 

“KIL BİR HASTALIK”:  KIL DÖNMESİ!

            Halkımız tarafından kıl dönmesi olarak bilinen ve Latince adı pilonidal sinüs olan hastalığın, aslında Latince karşılığını kıl yuvası olarak çevirebiliriz. İçinde kılların olduğu kanal veya kanallar bulunur. Hastalık bundan 135 yıl kadar önce bugünkü anlamıyla tanımlanmıştır.

            Hastalığın en çok yerleştiği bölge kuyruk sokumu bölgesidir. Daha nadir olarak, göbek deliğinde, koltuk altında, kasıklarda, apış arası, parmakların arası gibi farklı bölgelerde de görülebilmektedir.

            Önceleri hastalığın doğuştan var olduğu düşüncesi benimsenmiş iken bugün daha çok sonradan kazanıldığı fikri popülerdir. Ergenlikle beraber, o bölgedeki kıl köklerine seks hormonlarının etkisi ile meydana gelir. İlk belirtiler genellikle 20’li yaşlarda ortaya çıkar. Erkeklerde daha sık görülür. Koyu tenli, fazla kıllı ve şişman kişilerde daha sık görülmekle birlikte tam tersi, bayan, açık tenli tüysüz kişilerde de bazen karşımıza çıkabilmektedir.

            Hastalık en sık, kuyruk sokumunda apse oluşumuna bağlı ağrı ve şişlik ile ilk belirtilerini verir. Bunun haricinde kuyruk sokumunda bazen pis kokulu akıntı olabilir. Çamaşırda lekeler şeklinde fark edilebilir. 

            Teşhis hekim muayenesi ile konulur. Özel görüntüleme tetkik ihtiyacı nerede ise hiç yoktur. Hastalığın bulunduğu yerde, apse görülebildiği gibi, apsenin olmadığı durumlarda bir veya çok sayıda küçük delikler görülebilir. Deliklerin uçlarında kıllar görülebilir. Çekildiğinde kolayca dışarı çıkan kıl demetleri saptanabilir. Cilt altında sertlik bulunabilir ve buraya basıldığında delikten iltihaplı sıvı çıkabilir.

            Tedavi yöntemleri konusunda tartışmalar sürmektedir. Bazı hekimler, kılları temizleyip sadece bu bölgenin tıraşlanmasını önerebilir. Basit bir yöntem olmakla birlikte nüks oranı yüksektir.

            Eski zamanlarda kullanılan fakat son zamanlarda yeniden popüler olan “fenol” yöntemi gittikçe daha çok hekim tarafından benimsenmektedir. Küçük bir kesiden kıllar temizlendikten sonra sinüs içerisi, fenol ile dağlanarak, hastanın hastaneye yatışını gerektirmeden, lokal anestezi ile bile uygulanabilen pratik bir yöntemdir. 

            Hastalıklı bölgenin tamamen çıkarılması daha ileri hastalık olgularında tercih edilebilir. Bu bölge çıkarıldıktan sonra açık bırakılabilir. Tekrar ihitimali daha düşük olmakla birlikte iyileşme süresinin uzunluğu dezavantajdır.

Çıkarılan bölgenin dikiş ile kapatılması yara iyileşmesini hızlandırır fakat tekrar ihtimali daha yüksektir. Daha geniş bölgeye yayılan hastalıkta ise; flap yöntemleri kullanılabilir. Çeşitli şekilleri vardır. Etraf dokudan sağlam bölge, çıkarılan hastalıklı alana kapatılabilir. Daha hızlı, gerginliksiz bir operasyon olmakla birlikte, geniş alana müdahale edilmesi, çok sayıda dikiş olması gibi dezavantajları da vardır.

Sonuç olarak “kıl dönmesi hastalığının” ismi basit gibi görünse de, tekrar problemi yüzünden, “kıl bir hastalık” olduğunu söyleyebiliriz.

 

Kolonoskopi nedir ?

Kalın bağırsağın iç yüzeyinin, kamera ile tamamının incelenmesi işlemidir. Makattan itibaren kalın bağırsağın tamamı ve hatta ince bağırsağın son 5-10 cm’lik bölümü de incelenebilmektedir. Kolonoskopi, deneyimli kişiler tarafından yapıldığında ince bağırsağa kadar ulaşma oranı % 98 civarındadır. Kalın bağırsağın anatomisine bağlı olarak değişmekle birlikte ortalama yarım saat süren bir incelemedir. Kolonoskopi, bağırsağın iç yüzeyinin incelenip değerlendirilmesinin yanı sıra, görülen hastalıklı bölgelerden biyopsi örnekleri alınması, kolon polipleri varlığında, poliplerin çıkarılabilmesi, kanamaların durdurulabilmesi, darlıklarda stent konulabilmesi gibi tedavi amaçlı da kullanılabilmektedir.

Kolonoskopi ilk olarak 1971 yılında tanımlanmıştır. O günden bu yana teknolojik ilerlemelere bağlı olarak, yüksek kalitede görüntüleme sistemlerinin gelişmesi ile hastalıklara doğru tanı konulabilmesi açısından önemli avantajlar sağlanmıştır. Kıvrımlı, bükülebilen aletlere, yüksek çözünürlüklü “HD” kalitesinde kamera ve monitörler konularak uygulanan “video endoskopi sistemleri” ile işlemi çok daha efektif hale getirmiştir. Ayrıca değişik dalga boylarında ışık demetleri gönderilerek, farklı renkte ışıklar oluşturularak, bazı hastalıklı bölgeler daha kolay tanınabilmektedir. Bu işlem, endoskopi kanalından boya gönderilerek de yapılabilmektedir. Tüm bu avantajlara rağmen, doğru ve komplikasyonsuz tanı konulabilmesinde deneyimin önemini bir kez daha vurgulamak isterim.

Kolonoskopi, hangi durumlarda yapılır?

Kabızlık

Kronik ishal

Açıklanamayan karın ağrısı

Makattan kanama

Nedeni açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık

Daha önce kalın bağırsağında polip saptanmış olan hastaların takibi

Kalın bağırsak kanseri nedeni ile tedavi görmüş hastaların takibi

Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi hastalıkların teşhis ve takibi

Karaciğer, akciğer, beyin gibi organlarda kanser yayılımı olan hastalarda, kaynağın araştırılması

Ultrasonografi, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemlerinde bağırsakta izlenen duvar kalınlıklarının tetkik edilmesi

Kalın bağırsak kanseri taraması.

Kanser önlenmesi için kolonoskopi takibi ne sıklıkla yapılır ?

Genel toplumda, herhangi bir hastalığı ve risk faktörü olmayan kişilerin taranması için 50-55 yaşından sonra 5-10 yılda bir

Daha önceden polip saptanmış kişilerde 1-3 yılda bir takibi yapılabilir. Sonraki kontrollerde polip saptanmaz ise kontrol süresi 5 yıla çıkarılabilir.

Yakın akrabasında 60 yaşın altında kanser veya polip olanlarda, 40 yaşında ilk tarama ve sonrası 5-10 yılda bir takip

Yakın akrabasında 60 yaşın üstünde kanser veya polip olanlarda, tanı konulduğu yaştan en az 10 yıl önce başlamak üzere 5-10 yılda bir takip

Ailesel polipozis hastalarının genetik taşıyıcı olanlarında,10 yaşından itibaren takip başlar

Hangi durumlarda kolonoskopi yapmaktan kaçınırız?

Ciddi kalp yetmezliği olan hastalar, Yakın dönemde kalp krizi geçirmiş kimseler

Bağırsak delinmesi olan durumlarda

Fulminan (Hızlı kötüleşen) kolitlerde

Bağırsakta derin ülserleri olanlarda

Damar tıkanıklarına bağlı bağırsak nekrozu olan durumlarda

Bağırsakta divertikülit (baloncukların iltihabı) bulunması durumunda

            İşleme bağlı komplikasyonlar nelerdir?

                        Genel olarak ciddi komplikasyon görülme oranları son derece düşüktür. “Yüz binde 5-6” oranındadır.

                        Bağırsağın delinmesi; çok nadirdir. Nerede ise “yüz binde 1-2” civarındadır.

                        Kanama; ciddi kan verilmesini gerektirecek bir kanama oranı gene oldukça nadir, “yüz binde 1-2 oranındadır.

Çok ayrıntıya girmemekle birlikte biraz kolonoskopi işleminin hazırlığından bahsedelim. Kalın bağırsağın son bölümlerinin incelenmesi için, makattan ardı sıra yapılan iki lavman ile temizlik sağlanabilmektedir. Tüm kolonun incelenmesinde ise; acil bir inceleme gerekçesi yok ise, işlemden üç gün önce posasız ve lifsiz gıda ile beslenme gerekmektedir. Ayrıca son gece aç kalınması ve doktorunuzun önerdiği müshil ilacını kullanmanız gerekmektedir. İşlem öncesi yapılan lavmanlar ile de kalması muhtemel dışkılar boşaltılarak işleme alınır. İşlemden 3-4 saat öncesine kadar berrak sıvıların alımına izin vermekteyiz.

            İşlem için anestezi verilip verilmemesi tartışmalı bir konudur. Bazı merkezler hiç sakinleştirici vermeden işlemi yapmaktadır. Gerekçe olarak olası delinme ve zorlanma durumlarında oluşabilecek komplikasyonlar açısından uyarı olması amacıyladır.

            Biz, işlem için sedasyon dediğimiz sakinleştiriciler ile yapılmasını önermekteyiz. Oldukça korkulan ve sırf bu nedenle işlemi yaptırmaktan korkan hastaların yanı sıra işlem esnasında hastanın ve işlemi gerçekleştiren hekimin konforu açısından hastanın sakinleştirilmesini tercih etmekteyiz.

            İşlem sonrası hastanın 1-2 saat istirahat etmesi yeterlidir. Sonrasında normal beslenme düzenine geçmektedir.

            Kolonoskopi işlemi bir tanı yöntemi olmakla birlikte, aynı esnada saptanan kitlelerden biyopsi yapılmasının yanı sıra, saptanan poliplerin aynı anda çıkarılmasına da olanak sağlamaktadır. Poliplerin çıkarılması kanser riskinin azaltılmasında etkindir.

            Bazı kalın bağırsak kanamalarında kanamayı durdurucu işlem yapılabilir. Anjiodisplazi denilen kanama sebebi olan yapıların yakılması gerçekleştirilebilir. Bazı tıkayıcı tümörlerde, kolonoskopi ile stent
Meme Ağrım var Kansermiyim

MEME AĞRIM VAR. KANSER MİYİM?

MEME AĞRISI (MASTALJİ)

            Meme ağrısı, memede en sık görülen yakınma ve bayanları da korku ile doktora getiren en sık nedendir. Nedir meme ağrısının nedenleri?

            Memenin iltihap ve apselerini bir kenara bırakırsak; özellikle genç bayanlarda çok sık görülen meme ağrılarını adet öncesi dönemde görülen “dönemsel ağrılar” ve bunların dışındaki “dönemsel olmayan diğer ağrılar” olarak ayırılabilir. Meme ağrılarını; meme dışında göğüs ağrılarına yol açan diğer nedenlerden de ayrımı yapılmalıdır. Kalp ağrıları, boyun fıtığı, kas ağrıları, kaburga ağrıları, yemek borusu ağrıları meme ağrıları ile karışabilir.

            Meme ağrılarının “dörtte üçü” adet öncesi görülen dönemsel ağrılardır. Bu ağrıları bir yerde normal(!) olarak tanımlamak mümkündür. Bu ağrılarda meme dokusunun hormonlara olan hassasiyetindeki değişimlerden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Psikolojik sıkıntıda olan hastalarda ağrı daha fazladır. 

            “Memenin fibrokistik değişiklikleri” olan hastalarda en sık yakınma ağrıdır. Bu memede ele gelen sınırları belirsiz kitleler, ağrı ve hassasiyetin eşlik ettiği bir durumdur. Genel olarak “menapoz” dönemine kadar artarak sürer. Özel bir tedavisi de yoktur.

Memenin fibrokistik değişiklikleri olan hastaların % 4 ‘ünden azı meme kanseri için risk taşımaktadır.  “Proliferatif” yani hücre çoğalmasının hızlı olmadığı durumlarda kansere dönüşüm riski çok daha düşüktür. Hastaların korktuğunun aksine genel olarak meme kanserleri kendilerini daha çok ağrısız kitleler şeklinde belli ederler.

            Teşhiste meme ultrasonografisi, mammografi ve gereken durumlarda biyopsiden yararlanılır.

Tedavide; öncelikle, az önce de belirttiğimiz, meme dışındaki ağrı oluşturan nedenlerin ayırt edilmesi önemlidir.

Meme ağrısını ortadan kaldırmak için bazı önerilerimiz olmaktadır. Hareketli olan kadınlarda, meme hareketlerini azaltmak için, destekleyici sütyenler kullanılabilir. Egzersiz yapmak meme ağrılarını azaltabilir. Kesin olmamakla birlikte; kahve, çay, kola, çikolata gibi gıdaların azaltılması ve A, B, E vitaminlerinin alınmasının meme ağrıların azaltmada etkili olabileceğini belirten görüşler vardır. Ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Çok ağrı olan noktalara lokal anestezi uygulanabilir. Bunların dışında hormon düzeylerini ayarlamaya yönelik ilaçlar kullanılabilir.

Cerrahi tedavi önerilmez. Çok nadiren özel bazı durumlarda uygulabilir.

Meme ağrıları en az yüzde 20 hastada tekrarlayabileceğini ve tedaviye direnç olduğunu söylemekte yarar görmekteyim.

 

Meme Apseleri nedir ?

MEME APSELERİ

Kadınlarda en sık emzirme dönemlerinde ortaya çıkan bir durumdur. . Doğumdan sonraki erken dönemde daha çok görülmektedir. Meme ucunda, emzirmeye bağlı oluşan çatlaklardan, mikropların süt kanallarına girmesi sonucu oluşur. Özellikle emzirmenin erken dönemlerinde, bebeğin memeyi yeterli boşaltamaması süt birikimine yatkınlığı arttırır. Sıklıkla şişlik, kızarıklık, ağrı ve sıcaklık ile kendini gösterir. Bazen de bu belirtilerle birlikte veya bu belirtiler olmaksızın titreme ile yükselen ateş ile ortaya çıkabilir.  

            Meme apsesinden korunmak için bazı tedbirler alınabilir. Emzirmeye başlamadan önce eller ve meme başları yıkanmalıdır. Meme başının yıkanması için bikarbonatlı su kullanılabilir. Meme başının ıslak ve nemli kalmamasına dikkat edilir. Meme başına konulan petler sık değiştirilmelidir. Meme yeterli boşalamıyor ise pompa ile kalan sütün boşaltılması, memede süt birikimini önler. Meme başında çatlak olan durumlarda, kremler ile bu çatlakların tedavisi yapılmalıdır. Çatlaklar nedeni ile aşırı ağrı olan durumlarda da, süt sağılarak bebeğe verilebilir. 

            İltihap belirtileri olan durumlarda veya şişliklerde uzman bir hekim tarafından muayene gerekir. Apse haline dönmeden erken tedavi faydalıdır. Uzman hekimin uygun gördüğü antibiyotikler ve ağrı kesiciler ile tedavinin yanı sıra az önce saydığımız tedbirlerin alınması gereklidir.

            Genel olarak; enfeksiyon gelişen durumlarda, çok eski yıllarda uygulananın aksine emzirmeyi engellemiyoruz. Memenin boşalması tedavide etkindir ve çocukta ciddi bir sorun oluşturmaz. Bazen çocuk iltihaplı memeyi emmek istemeyebilir veya anne ağrı nedeni ile emzirmek istemeyebilir. Bu durumda muhakkak pompa ile boşaltılması gerekir. Sıcak havlu uygulanması memenin boşalmasını kolaylaştırabilir.

            Apse gelişen durumlarda ise; apsenin cerrah tarafından yarılarak boşaltılması gerekebilir. Bu işlem ağrılı olduğu için sıklıkla genel anestezi eşliğinde yapılır.

            Meme apse veya süt birikimi olan durumlarda, bu dönemde birlikte olabilecek kanser ihtimalini de düşünerek, bazen detaylı tetkiklerin yapılması da önemli olabilmektedir. Ayrıca “granülamatöz mastitis”, tüberküloz… gibi kronik apse ve enfeksiyonlara yol açabilecek hastalıkların ayırt edilmesi önemlidir.

 

Kabızlık Nedir ?

                                        KABIZLIK
Haftada üç defadan az sayıda dışkılama veya zorlu dışkılama olayı klasik olarak kabızlık şeklinde adlandırılır. Kronik kabızlık yakınması olan kişiler, ya çok sert, ya da çok az miktarda dışkılama yapmaktadır. Toplumun % 20’sine yakın bölümünde laksatif adı verilen dışkı gevşetici ilaçların kullanımı görülebilmektedir

Doğuştan veya sonradan kazanılan bazı hastalıklar,  bağırsak kanseri, bağırsak yapışıklıkları, bağırsağın vajina içine fıtıklaşması, kalın bağırsağın damar tıkanıklığı, kalın bağırsağın yalancı tıkanıklığı gibi bazı hastalıklar kabızlığa neden olabilir. Ayrıca yetersiz lif alımı, peynir gibi dışkıyı sertleştiren gıdaların aşırı tüketimi, hareketsizlik, spor yapmamak, dışkılama refleksini istemli olarak erteleme, çevresel değişiklikler, makat sarkması kabızlık sebebi olabilir. Bazı ilaçlar;  ağrı kesici ilaçlar, morfin, anestezi, kalp, sara, depresyon, bazı mide ilaçları, Parkinson tedavisinde kullanılan ilaçlar, İdrar söktürücüler, metal (kurşun, arsenik, fosfor) zehirlenmesi kabızlığa yol açabilir. Yine şeker hastalığı (diyabet), kalsiyum fazlalığı, gebelik, üre yüksekliği bazı bağ dokusu hastalıkları, felç gibi hareketsizlik veya bağırsak sistemini bozan sinir hastalıkları kabızlığa yol açabilir.

Kabızlıktan korunmak için, sabahları aç karına ılık su içilmesi yararlıdır. Ayrıca gün içinde, 10-12 su bardağı kadar bol su tüketilmelidir. Kahvaltı sonrası tuvalet için zaman ayırmalıdır. Gün içinde dışkılama hissi geldiğinde geçiştirilmemelidir. Bağırsaklarda posa bırakan, lifli gıdalar tercih edilmelidir. Ekmek olarak kepek ekmeği tercih edilmelidir. Kayısı, incir, erik gibi gıdaların tazeleri ve kuru şekilleri tüketilebilir. Sinameki ve rezene gibi çaylar içilebilir. Meyve suyu yerine meyvelerin kendileri tercih edilmelidir. Taze sebze ve meyve, salata öğünlere eklenmelidir. Kuru fasulye nohut gibi baklagiller yenilebilir. Rafine edilmiş gıdalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Günlük yaşantınızda mümkün olduğunca hareketli olmanızda yarar vardır. Bu açıdan düzenli yapılan spor ve yürüyüşlerin yararı çoktur.

Tedavide; özellikle kronik kabızlık varlığında mutlaka hekim muayenesi ile birlikte olabilecek hastalıkların ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Hekim uygun teşhis yöntemlerini belirler. Kuşkusuz en vahim nedenlerden biri olan bağırsak kanseri ekarte edilmelidir. Kabızlığa sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılması önemlidir. Ayrıca az önce belirttiğimiz beslenme şekilleri ve tavsiyeler ile düzelmemesi durumunda, hekimin tavsiyesi ile bağırsak düzenleyici veya dışkı yumuşatıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Cerrahi tedavi ile düzeltilmesi gereken durumlarda uygun cerrahi girişimler yapılır.  Önemli olan, kendi kafamızdan ya da komşu önerileri ile kullanılan ilaçların, bazı önemli hastalıkların teşhisini geciktirebileceği gibi, ilaçlara bağımlılık veya bir süre sonra ilaçların etki göstermemesi gibi sonuçlara yol açabileceğini unutmamak ve bilinçsiz ilaç tüketimi yapmamaktır.

            Sindirim sisteminizin rahat günler geçirmesi dileğiyle…..

 

Apandisit Nedir ?

                APANDİSİT NEDİR?

            Apandisitis, apendiks dediğimiz, ince ve kalın bağırsağın birleşim yerinde olan, halk arasında “kör bağırsak” olarak adlandırılan kalıntının, iltihaplanarak oluşturduğu bir durumdur.

            Apendiks’in uzun yıllar boyunca görevinin ne olduğu tam anlaşılamamıştır. Günümüzde, lenf dokularından zengin olduğu ve vücudumuzun bağışıklık sistemi ile ilgili görevleri bulunduğu bilinmektedir. Boyutu kişiden kişiye değişiklik gösterse de ortalama 10 cm kadardır. Karnın sağ alt tarafında yer almaktadır. Nadiren diğer bölgelere uzanım gösterebilir.

            Hastalık sıklıkla 20-30 yaşlarında karşımıza çıkmakla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da görülebilmektedir.

            Apandisit’in en sık oluşma nedeni, içinin dışkı parçaları ile veya burada yerleşmiş olan lenf dokularının şişmesiyle tıkanması sonucu oluşur. Bu süreçle iltihap başlar ve tedavi edilmez ise bu iltihap karın içine yayılarak ciddi problemlere yol açar.

            Çok farklı belirtiler verebilir ise de, öncelikle göbek çevresi başlayan ağrının, 6-8 saat sonra karnın sağ alt tarafına yerleşerek artması klasik belirtiler olarak kabul edilir. Ağrının başka bölgelerde olması tanı karışıklığına yol açabilir.

            İştahsızlık, bulantı ve kusma eşlik edebilir. Gaz veya dışkı çıkaramama veya sürekli dışkı varmış hissi gibi belirtiler olabilir.  Düşük bir ateş eşlik edebilir. Apendiks’in -halk tabiri ile- ifade edecek olursak, “delinmesi veya patlaması” durumunda ağrı tüm karına yayılır ve mikroplar kana karışarak ciddi hayati tehlike oluşturacak durumlara sebebiyet verebilir. Bazen de apendiks etrafında veya karnın içinde apseler oluşabilir.

            Teşhiste hekimin hastanın yakınmalarını dikkatle dinlemesi ve özenle muayene yapması önemlidir. Kan ve laboratuvar testleri apandisite özgü belirti vermez. Ultrasonografi veya Bilgisayarlı Tomografik inceleme yapılması, hem hastalığın teşhisine hem de teşhiste karıştırılabilecek diğer hastalık nedenlerinin ayırt edilebilmesini sağlar.

            Tedavi için erken teşhis önemlidir.  Apandisit teşhis edilirse veya bulgular kuvvetle apandisit işaret ediyor ise ameliyat edilerek apendiks alınır. Apandisit, ameliyat öncesi “yüzde yüz” teşhis edilemeyebilir. Şüphelenildiğinde ameliyat edilir. Gebelerde de apandisit görülebilmektedir. Patlaması anne ve çocuk için ciddi problemeler oluşturması nedeni ile teşhis her zaman kolay olmamakla birlikte, erken tanı ve tedavi önemlidir.

            Son olarak, apandisitin, mide ağrısı, bağırsak veya idrar yolu enfeksiyonları gibi nedenlerle karıştırılabilmesi nedeni ile, herhangi bir hastalık durumunda bilinçsiz ilaç ve ağrı kesiciler kullanılmaması, erken hekim muayenesi ve şüphelenildiğinde Genel Cerrahi Uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekliliğini vurgulamak isterim.

            Sağlıklı günler dilerim.

 

Endoskopi ve Gastroakopi Nedir ?

ENDOSKOPİ - GASTROSKOPİ

Endoskopi; genel anlam olarak, içi boş organları veya karın boşluğu gibi alanların kamera yardımı ile incelenmesi işlemidir diyebiliriz. Halk arasında ise midenin incelenmesi işlemi “endoskopi” olarak adlandırılmaktadır.  Aslında bu inceleme özofagus (yemek borusu), mide ve duodenum (on iki parmak barsağının) incelenmesi işlemidir ve biz bunu “özofago-gastro-duoedonoskopi” olarak adlandırmaktayız. İşlem video-endoskopi yöntemiyle işlem gerçekleştirilmektedir. Yani görüntüler monitöre aktarılır ve “HD” olarak görüntü alınır. Fotoğraf ve/veya video çekilebilir.

İşlem hastanın konforu açısından genellikle sedasyon (sakinleştirici) ile gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde endoskopi tetkiki korkulur olmaktan çıkmaktadır.
           İnceleme öncesi hastanın 8-12 saat süre ile aç olması ve 4 saat öncesinde sıvıların alımının kesilmesi gerekmektedir. Herhangi bir engel yok ise, hastanın kullandığı aspirin gibi antikoagülan ilaçlar bir hafta önceden kesilmelidir.
İşlem esnasında gastrit, ülser, kanser gibi hastalıklı alanlardan biyopsi yapılabilir. Ayrıca “helikobakter pilori” bakterisinin tespiti için de inceleme esnasında örnek alınması mümkündür.

Kimlere endoskopi yapılır?

Yutma güçlükleri, ağrılı yutma, göğüs kemiği arkasında ağrı, mide yanması, üst karın ağrıları, bulantı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı, anemi (kansızlık), ülser ve kanser gibi hastalıkların teşhisi ve tedavinin takibinde, çöliak hastalığı şüphesinde, açıklanamayan öksürük, portal hipertansiyon, siroz, Barrett, üst GİS kanama odağının tespiti ve kanamanın durdurulması, yutulan yabancı cisimlerin çıkarılması için, yemek borusu darlık veya tümörlerinde stent yerleştirmek için endoskopi işlemi yapılabilir.

Ayrıca Mutipl Skleroz (MS), Alzheimer, felçli hastalar, travma veya tümöre bağlı ağızdan beslenmesini uzun süreli sağlamayacak kişilerde endoskopi yardımı ile ameliyata gerek duyulmadan, sedasyon ile, mideye beslenme tüpü konulabilir. “PEG” dediğimiz bu işlem ile hastanın öncesinde beslenme için kullandığı ve burnundan mideye itilen, son derece rahatsızlık veren ve solunum sorunlarına yol açan nazogastrik sondaya ihtiyaç duymaksızın konulan tüp ile hasta beslenebilir. İşlem 15-20 dakika gibi bir sürede gerçekleştirilmektedir.

Endoskopi yardımı ile yemek borusunda tümör, tuz ruhu gibi kostik maddelerin alımı sonrası gibi nedenlerle oluşan darlıklarda; seanslar halinde, bujiler ile genişletme işlemi yapılabilir. Tümöre bağlı olan darlıklarda, tıkanıklığı devamlı açık tutmak için stent yerleştirilebilir.

 

Fıtık Nedir ?

KARIN DUVARI FITIKLARI

            Karnımda şişlik var. Fıtık mıyım?

            Fıtık nedir?

  1. Bu bölgeler göbek, kasık, ameliyat yeri veya karnın herhangi bölgesinden olabilir.

            Fıtık neden olur ve en çok nerede görülür?

Karın duvarı fıtıklarının çoğu kasık fıtıklarıdır. Kasık fıtıkları (inguinal) daha çok erkeklerde görülür. Kasık fıtıkları, kasık kanalının doğum sonrası kapanmaması nedeni ile oluşabilir. Bu şekilde bebek veya çocuk fıtığı olarak karşımıza çıkabileceği gibi ileri yaşta da fıtık olarak karşımıza çıkabilir. Bazı kasık fıtıkları karın kaslarının, ağır kaldırma, ıkınma gibi aşırı zorlanması sonucu ortaya çıkarlar.

Göbek fıtıkları (umblikal) daha çok kadınlarda görülür. Göbek çukuru içinden çıkan fıtıklardır. Göbek çukuru fıtıkları da doğumsal olabileceği için bebek ve çocuklarda görülebilir. Göbek deliğinin biraz uzak çevresinde de fıtık görülebileceği gibi karnın her bölgesinde fıtık görülebilme ihtimali vardır.

Ameliyat yeri fıtıkları (insizyonel) daha önceden ameliyat olmuş kişilerde, kesi yerinin üstünde olur. Ameliyatın sonrası erken dönemde olabileceği gibi yıllar sonra da ortaya çıkabilir. Kesi yeri ameliyatta kullanılan dikiş materyallerine, cerrahi tekniğe, ameliyat sonrası oluşabilecek yara enfeksiyonlarına veya hastada bulunan diyabet, anemi, kronik kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı veya kronik öksürük, beslenme bozukluğu, kanser gibi sistemik hastalıklar, şişmanlık veya aşırı zayıflık, hastanın ağır kaldırması veya ağır egzersizler, kronik kabızlık, karın içi tümörlerin veya sıvı birikiminin veya ameliyat sonrası oluşabilecek bağırsak tıkanıklıklarına bağlı karnın aşırı şişmesi, gebeliğe bağlı karnın duvarının gerilmesine bağlı olabilir. Bu saydığımız nedenler diğer fıtık çeşitlerinde de etkendir.

Fıtık hastalarında ne gibi belirtiler olabilir?

Fıtığın en sık belirtisi karın duvarında veya kasıkta daha önce görülmemiş bir şişliğin fark edilmiş olmasıdır. Genellikle yatarken bu şişlik kaybolur. Hasta kendisi eliyle veya doktor muayene esnasında bu şişliği eliyle karın içine gönderebilir. Ayağa kalkmakla, ıkınma veya öksürük ile şişlik yeniden dışarı doğru çıkar. Fıtık bölgesinde değişen derecelerde ağrı olabilir. Çok erken fıtıklarda şişlik olmadan da ağrı olabilir. Fıtık dışarı çıkıp içine bağırsak sıkışıp içeri gitmez ise bu oldukça ağrılı bir duruma yol açabilir. Kusma, gaz çıkaramama, karında şişlik eşlik edebilir. Bu durum acil ameliyat edilmesi gereken bir durum olduğu için hemen doktora başvurulması gereken bir durumdur.

Fıtık nasıl teşhis edilir?

            Fıtık teşhisi genellikle muayene ile kolayca konulur. Ayağa kalkmakla, ıkınmakla, öksürmekle belirginleşen şişlik yatmakla genellikle kaybolur. Çok küçük fıtıklarda dışarıda şişlik olmayabilir. Doktor bu bölgelere parmak ile basıp hastayı öksürttüğünde, dışarı çıkan şişliği parmaklarının ucunda hisseder. Bazen yağ dokusu kalın, kilolu kişilerde muayene ile hissedilemeyebilir. Bu durumda Ultrasonografi veya tomografi gibi yöntemler yardımcı olabilir. Bazı durumlarda da fıtık devamlı dışarıda durur ve içeriye gönderilemez. Bu durum ağrılı olabileceği gibi ağrısız olarak da karşımıza çıkabilir. Fıtık kesesi içine bağırsak girip, sıkışması sonucu ise bağırsak tıkanıklığı meydana gelebilir. Hatta sıkışan bağırsağın beslenememesi sonucu bağırsakta nekroz (gangren) oluşabilir. Bu durumda şiddetli ağrı, kusma ve gaz çıkaramama, karında şişlik gibi şikayet ve belirtiler görülebilir.

            Kasık fıtıkları ayırıcı tanısında, inmemiş testis, lenf bezleri, kordon kistleri gibi durumlar ayırt edilmelidir. Karın duvarındaki yağ bezeleri (lipomlar) bazen fıtık ile karıştırılabilir. Karın içi yağ dokusunun fıtıklaştığı durumlarda, fıtık yanlışlıkla yağ bezesi sanılabilir.

            Fıtığın tedavisi nasıldır?

            Fıtık cerrahi yöntem ile tedavi edilir. Hastalarımızın sıkça sorduğu gibi ameliyatsız bir tedavi söz konusu değildir. Çünkü orada anatomik defekt (yırtık) vardır ve bu ancak cerrahi bir onarım ile düzeltilebilir.

            Bu bazı küçük fıtıklarda, yırtığın dikiş ile dikilebilmesinin yanı sıra, büyük fıtıklarda, tekrarlayan fıtıklarda veya küçük büyük ayrımı yapılmaksızın bütün fıtıklarda sentetik bir yama ile onarım yapılabilir. Yama kullanılması fıtığın tekrar riskini önemli ölçüde azaltır ve gerilimsiz bir ameliyat olması nedeniyle, ameliyat sonrası ağrı, yama kullanılmayan bir ameliyata göre oldukça az olur.

            Ameliyat açık cerrahi ve duruma göre kapalı (laparaskopik) yapılabilir. Kapalı ameliyatlarda yama kullanılır.

            Farklı yapıda yamalar bulunmaktadır. Yamalar karın duvarı üzerinden yerleştirilebileceği gibi, bazı özel yamalar karın içine konularak da onarım yapılabilir. Bu özellikle çok geniş olan karın duvarı fıtıklarında tercih edilebilir. Vücudun yamayı kabul çok nadir rastlanılan bir durum olarak karşımıza çıkabilir.

            Kasık veya göbek fıtıklarında açık ameliyat, spinal (belden iğne) ile yapılabilir. Karındaki büyük fıtıklar veya kapalı onarım yapılacak olan hastalara genel anestezi uygulanır.

 

Hemoroid (basur) nedir?

HEMOROİD AL HASTALIK (BAĞSUR)

            Hemoroid (basur) nedir?

Genel olarak yanlış bir bilgi ile hemoroidlerin makatın hemen iç tarafında genişlemiş, varis benzeri damarlar olduğu söylenir. Aslında bu bölgede her insanda bulunan “anal yastıkçıklar” vardır. Bu yastıkçıklar içinde kan damarları, düz kaslar ve mukoza altı elastik bağlayıcı dokulardan oluşmaktadır. Genel olarak 3 yastıkçık olmakla birlikte bazen arada ek yastıkçıklar olabilir. Bu yastıkçıkların görevleri ile farklı teoriler vardır.  Dışkı ve gazın kaçırılmasına faydası olduğu yönünde görüşlerin yanı sıra, dışkılama esnasında makatın yırtılmadan genişlemesine imkan tanıdığı yönünde görüşler de vardır.

Hastalık genel olarak 45-65 yaş arasında daha rastlanır ve 20 yaşın altında daha az görülür. Makat bölgesinde görülen her problem hemoroid değildir. Çatlaklar (fissürler), fistüller, siğiller, kanser… gibi başka nedenlerin olabileceği unutulmamalıdır.

Hemoroidal hastalık neden oluşur?

Kabızlık ve ishal gibi devamlı ıkınma olan durumlarda, bu yastıkçıklar sarkmaya başlar. İshal çoğu zaman kabızlığa göre daha fazla hemoroidal hastalık oluşumunda neden olabilmektedir.

Genetik faktörler de önemlidir. Yakınlarında hemoroidal hastalık bulunması, riski arttırır. Uzun süre ayakta durmak, oturmak hastalığı arttırır.

Gebelik gibi karın içi basınç artışına yol açan durumlar hastalık riskini arttırabildiği gibi, hemoroidal hastalığı bulunanlarda şikayetlerin alevlenmesine de yol açar.

Siroz durumunda; vücudun toplardamar ağları nedeniyle, karaciğerden geçen portal damar sistemindeki basınç artışı nedeni ile hemoroidal venlerin genişlemesine bağlı, hemoroidal hastalık belirtisi oluşturabilir.

Hemoroidal hastalık nasıl sınıflandırılır?

Hemoroidal hastalık kabaca dış (eksternal) ve iç (internal) hemoroidler olarak sınıflandırılır.

Dış hemoroidler, makatın iç tarafında bulunan “dentate çizgi” dediğimiz hattın alt tarafından oluşan bağsurlardır.

İç hemoroidler ise bu çizginin üst tarafından oluşmuş hemoroidlerdir ve başlıca dört evreye ayrılır.

 Birinci derece hemoroidler makat dışına sarkmaz ve ağrısız kanamaya neden olurlar.

İkinci derece hemoroidler dışkılama ile makattan dışarı çıkar ve kendiliğinden içeri girerler.

Üçüncü derece hemoroidler makattan dışarı çıktıktan sonra ancak el yardımı ile içeri itilebilirler.

Dördüncü derece hemoroidler ise sürekli dışarıda durur ve içeri itilemezler.

Makatın dışarıya doğru sarkması ( rektal mukozal prolapsus) durumları hemoroidal hastalık ile karışabilir.

            Makattın ağzında ya da hemen içi tarafında olan polipler de makattan dışarıya doğru sarkarak hemoroidal hastalık ile karışabilir.

  1.             Makat cildindeki, cinsel temas ile bulaşan, kondülom benzeri siğilleri ihmal edenler de, zaman içinde bunların çoğalması karşısında ancak hekime başvurmaktadırlar.        Makatta kanama ve ağrıya yol açan çatlak (fissür), apse gibi durumlar bazen benzer yakınmalara yol açabilir.

            En önemli olanlardan bir tanesi ise bu bölgenin kanserleridir. Makattan kanama, şişlik gibi şikayetleri olan kişiler hemoroidal hastalık zannederek doktora başvurmaz ve teşhisin gecikmesine yol açar.

            Bazı kadın hastalarda, bağırsağın son kısmı ile vajina arasındaki dokunun zayıflığından dolayı, vajinaya doğru şişmesi sonucu (rektosel), dışkının makattan dışarı çıkışında zorlanıldığı durumlarda da hastalarımız hemoroidim var diyerek bize başvurmaktadırlar.

            Hemoroidal Hastalık nasıl teşhis edilir?

            Öncelikle bu bölgede şikayeti olan kişilerin uzman bir doktora başvurarak muayene olmaları önemlidir. Hemoroidal hastalık veya bu bölgede yukarıda saydığımız karışabilecek birçok durum basit bir muayene ile ortaya konulabilmektedir.

            İlave olarak, gereken hastalarda bağırsağın kamera yardımı ile incelenmesi önemlidir. Muayenede şikayetlerin sebebi aydınlatılamayan, ek bir problemin olduğu düşünülen hastalar veya ailesinde bağırsak kanseri öyküsü bulunanlarda özellikle kamera ile incelenmesi önemlidir. Bu rekto sigmoidoskopi dediğimiz kısa mesafe inceleme olabileceği gibi, kalın bağırsağın tamamını incelemek amacıyla kolonoskopi de yapılabilir.

Hemoroidal hastalıkta tedavi yöntemleri nelerdir?

Lastik band ligasyonu (Lastik ile boğma yöntemi); bir veya bazen daha fazla olan hemoroid memesinin lastikler ile boğulması işlemidir. Genellikle ucuz, anestezi gerektirmeyen pratik bir yöntemdir. Bazen kanama, ağrı, lastik konulan meme işçinde pıhtı oluşması (tromboz) veya nadiren makat bölgesinde ciddi enfeksiyon (perianal sepsis) oluşturabilir. En büyük dezavantajı her ne kadar fazla şikayet ve belirti oluşturmasa bile 4-5 yıl sonra, %60-70’lere varan tekrarlama ihtimalidir.

            Kızılötesi (infrared koagülasyon); kızılötesi ışınların oluşturduğu ısıyla, tedavi etkisi gösterir. Ancak 1. Derece hemoroidlerin tedavisinde etkindir. Diğer evrelerde etkisi yetersizdir.

            Elektrokoagülasyon; çok kullanım alanı bulmamıştır İşlem daha uzun sürmektedir.

            Skleroterapi; hememoroid içine kimyasal ilaç enjekte edilerek yapılan bir yöntemdir. Bir dönem 1. Ve 2. Derece hemoroidler için kullanılmakla birlikte pek popüler olmamıştır.

            Kriyoterapi; hemoroidlerin (-60)- (-80) derece soğukluk uygulanmasıdır. Ağrı, kötü kokuya yol açabilmesi nedeni ile kullanılmamaktadır.

            LİS (iç kasın kesilmesi) işlemi, daha çok fissür (Çatlak) tedavisinde kullanılmakla birlikte, hemoroidal tedavisinde de etkindir ve bazı cerrahlar tarafından yapılmakla birlikte dışkı veya gaz kaçırma risklerinin de olması nedeniyle hemoroid tedavisinde standart bir tedavi olarak önerilmemektedir.

            Hall doppler ligasyon hemoroide ulaşan atardamarların, doppler cihazı ile bağlanması işlemi bir dönem biraz popülerite kazanmakla birlikte yaygın kullanılmamaktadır.

            Cerrahi eksizyon (ameliyat) yöntemleri eski yıllardan beri, günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Fazla olan dış ve iç hemoroidler, makas, bistüri veya koter yardımı ile çıkarılmaktadır. Çıkarılan yer ya açık bırakılır veya emilen dikişler yardımı ile dikilir. Bazen de çıkarma işlemi “doku mühürleme cihazları” ile de yapılabilir.

HEMOROİDAL HASTALIKTA LAZER TEDAVİSİ 

                “Lazer” kelimesi Türk toplumunda sihirli bir kelimedir. Lazer ile olan her şeyin mükemmel olduğu düşünülür. Tabii ki bu böyle olmamakla birlikte hemoroidal hastalıkta lazer kullanımının bazı üstünlükleri ve bazen de dezavantajları vardır.

                Eski yıllarda farklı lazer cihazları kullanılmıştır. “Nd yag lazer” bunlardan bir tanesidir. Maliyet ve fazla enfeksiyon görülmesi nedeniyle bu lazerin kullanımı fazla yaygınlaşmamıştır. Hemoroidal hastalıkta” lazer ile yaptım” diyen birçok hekim de aslında lazer dışı bir takım yöntemler kullanmasına rağmen, hastanın beğenisi nedeniyle böyle bir söylemde bulunmaktadır.

                Son yıllarda “özel geliştirilen uçlar” ile uygulanmaya başlayan “Diyot lazer tekniği” ile hemoroidal hastalıkta lazer kullanımı yeniden popüler olmaya başlamıştır. Maliyet yine dezavantaj olmak ile birlikte ağrının cerrahi yöntemlere göre oldukça az olması büyük avantaj sağlamaktadır.

                Diyot lazerle, makatın hemen kenarından milimetrik bir boyutta kesiyle, lazerin ucu hemoroid memesi içine girilerek içeriye lazer enerjisi uygulanır. Böylece oldukça ağrılı olan makat bölgesine bir kesi yapılmaksızın işlem sonuçlandırılır.

Kendi deneyimlerimize göre lazer tedavisi sonrası, sonrasında ağrı, normal bir ameliyata göre oldukça azdır. Hastanede yatmaya gerek yoktur. Birkaç saatlik gözlem süresi sonrası evine gidebilmektedir. Birçok kişi ertesi günü günlük hayatına devem edebilir. Nadiren şiddetli ağrı görülebilen hastalar olabilir.

Lazer tedavisi sonrası kanama, normal ameliyat olanlara göre çok daha azdır. Enfeksiyon riski ise normal ameliyata göre biraz daha fazla olabilmektedir. Bu nedenle bazı durumlarda ilave antibiyotik tedavisi gerekebilmektedir. 

Tekrar riski bizim deneyimimize göre cerrahi müdahale olan hastalara yakın bir orandadır. Büyük dış hemoroidal hastalığı olanlarda direk cerrahi operasyon yapılabileceği gibi lazer ile birlikte cerrahi ameliyat kombine olarak da bir arada uygulanabilmektedir.  Bunun avantajı aynı esnada küçük olan hemoroid memelerine de lazer ile müdahalesi söz konusu olabilmektedir. Tekrar durumlarında, lazer tedavisi yeniden uygulanabilir veya tercihe göre ameliyat da yapılabilir.

 

 

 



Sizde Sorun !
Adınız :
Soyadınız :
E-Mail Adresiniz :
Telefon Numaranız :
Sorunuz :


eCebilisim©2011
Kolonoskopi öncesi hazırlık nasıldır? - Nejatgulgor.com, Kolonoskopi öncesi hazırlık nasıldır?, kolonoskopi, öncesi, hazırlık, nasıldır, özel, doruk, hastanesi, doruktip